| |||||||
| Anketler Çeşitli konularda bilgi edinmek ve üyeler arasında fikir alışverişinde bulunmak üzere düzenlenen anketler bu bölümde yer almaktadır. |
| Anket sonuçlarını görüntüle: Sinema tarihinin en azılı seri katili kim ? | |||
| Michael Myers (Halloween) | | 10 | 5.68% |
| Jason (13. Cuma) | | 10 | 5.68% |
| Dr. Hannibal Lecter (Kuzuların Sessizliği) | | 71 | 40.34% |
| Freddy Krueger (Elm Sokağı Kabusu) | | 33 | 18.75% |
| Jigsaw (Testere) | | 52 | 29.55% |
| Katılımcı sayısı: 176. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor | |||
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2008 Yaş: 21 Mesajlar: 358
Konular: 33
Ettiği Teşekkür : 1,630 Aldığı Teşekkür : 327
| En Favori Seri Katil Kim? Michael Myers (Halloween) Sessizliğiyle tanınıyor. Tulum giyiyor, boğarak, bıçaklayarak, eline geçen her türlü aletle öldürüyor. Jason (13. Cuma) Yırtık pırtık kıyafetler giyiyor. Öldürmek için palayı tercih ediyor. Dr. Hannibal Lecter (Kuzuların Sessizliği) Zeki bir psikiyatr. Kurbanlarının derilerini yüzen ve insan eti yiyen bir yamyam. Freddy Krueger (Elm Sokağı Kabusu) Yanmış ve yaralı bir yüzü var. Bıçaklı eldiveni çok meşhur. Rüyalarda saldırıyor. Jigsaw (Testere) Ürpertici yaşlı bir adam. üç tekerlekli bisiklete binen kuklasıyla (Billy) sesini duyuruyor. Öldürmeden önce kurbanına karmaşık oyunlar oynuyor. Sizin başka favoriniz varsa lütfen belirtiniz. Eskilerden süregelen bir Jason Voorhees hayranlığım var.Nedeni ben de bilmiyorum. :) | ||||||||||||||||||||
| Konu DarKnight tarafından (26.10.2008 Saat 14:18 ) yeniden düzenlenmiştir.. | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #2 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Apr.2008 Yaş: 21 Mesajlar: 68
Konular: 8
Ettiği Teşekkür : 73 Aldığı Teşekkür : 31
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Dexter de eklenebilir mi?
| ||||||||||||||||||||
|
- gökyüzü neden mavi biliyor musun? - çünkü güneş ışınlarının yansıması… - hayır! benim için… ben mavi istiyorum, mavi oluyor. ateş neden sıcak biliyor musun? hepsi benim için. sıcak olmasını istiyorum, o yüzden sıcak. kore’de niçin 4 mevsim de var biliyor musun? - senin için? - doğru! | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #4 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2007 Mesajlar: 279
Konular: 21
Ettiği Teşekkür : 126 Aldığı Teşekkür : 160
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
ben jigsaw ı seçtim. Ama SkandaL ortim bu konuya değişik seçenekler sunabilir kanımca.
| ||||||||||||||||||||
| Hiç bu kadarını bekliyordum, aslında DWShare olduğundan hiç bu kadarını bekliyordum! | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #5 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2008 Yaş: 27 Mesajlar: 152
Konular: 6
Ettiği Teşekkür : 492 Aldığı Teşekkür : 82
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Bende Jigsaw diyorum (Bunun altinda Saw hayranligim yatiyorda olabilir). Eger basarabilirsen hayatta kalabiliyorsun, tabiki basarabilirsen...
| ||||||||||||||||||||
| Hayat iki şekilde yaşanır: Ya hiç mucize yokmuş gibi, ya da herşey birer mucizeymiş gibi. Albert Einstein | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #6 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2007 Mesajlar: 279
Konular: 21
Ettiği Teşekkür : 126 Aldığı Teşekkür : 160
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
jigsaw dan hiç hazzetmem. Gerçekten işe yaramaz bulduğum birkaç filmden biridir. Fakat hey en favori seri katil kim derseniz, jigsaw'dan daha "cool" kuuul bir seri katil görmedim desem yalan olmaz. Bir nevi "Düşüncelerinize katılmıyorum, ama söyleyebilmeniz için canımı fedaya hazırım." Ups jigsaw için çok uygun bir cümle olmadı sonuncusu. Etrafta kaset filan görmek istemiyorum bir süre. Benden uzak, kime yakın olursa olsun amanın....
| ||||||||||||||||||||
| Hiç bu kadarını bekliyordum, aslında DWShare olduğundan hiç bu kadarını bekliyordum! | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #10 (bağlantı) | |||||||||||||||||||||
| Teknik Ekip ![]() Üyelik Tarihi: May.2007 Mesajlar: 232
Konular: 100
Ettiği Teşekkür : 132 Aldığı Teşekkür : 127
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim? Alıntı:
Ama hazır yeri gelmişkende Seri katiller hakkında biraz bilgi vermek isterim. Öncelikle Benim açımdan seri katiller 2 tür. Yerliler yabancılar olarak.. Bunlar arasında benim en favorim "Jack The Ripper (KARINDESEN JACK)".. Bilinen seri katiller arasında "Drakula" ya da "Kazıklı Voyvoda" olarak bilinen Vlad Tepeş i saymazsak en çok kurbanı olan ve birinciliği elinde tutan isim 600 ün üzerinde kurbanı ile "Kanlı Kontes" yani "ELIZABETH BATHORY" dir. KAzıklı voyvoda nın kurbanları arasında savaşlardaki şehitler vs de olduğu için onu sıralamada liste başına koyamıyoruz. Yabancı ve yerli seri katillerden birkaç örnek verelim.. Yabancı Seri Katiller; KARINDESEN JACK (Jack The Ripper) "Tarihe bakildiginda 20.yüzyili benim baslattigim görülecektir" Dehset, 31 Agustos 1888 de sabahin erken saatlerinde basladi. Kabaca sabah 3:45 sularinda Londra’nin East End bölgesindeki, issiz ve los bir sokakta yürüyen hamal George Cross, musambaya sarili bir seye çarpti. Yakindan bakinca, bu yiginin parçalanmis bir kadin vücudu oldugunu anladi. Kadinin daha sonra 42 yasindaki Mary Ann Nicholls adinda bir hayat kadini oldugu ortaya çikti. Girtlagi kesilip karni açilmisti ve cinsel organinda biçak yaralari vardi. O zaman kimse farkina varmasa da, Mary Anne Nicholls ün bu korkunç ölümü suç tarihinde tüyler ürpertici bir dönüm noktasi teskil edecekti. Bu cinayet, yalnizca önce Londra ya sonra da tüm dünyaya etkisi sok dalgalari seklinde yayilacak bir cinayetler zincirinin ilk halkasi degildi. Ayni zamanda çok daha önemli bir seye isaret etmekteydi: seri seks cinayetlerinin modern döneminin basladigina. Nicholls cinayetinden bir hafta sonra, ilk cinayet mahallinden 800 metre uzaklikta, pansiyon olarak kullanilan bir binanin arkasinda,kötü beslenme ve veremden muzdarip 47 yasinda bir hayat kadini olan Annie Chapman in parçalanmis cesedi bulundu. Chapman in kafasi neredeyse vücudundan kopmustu, katil tüm buyun adalelerini kesmisti ve neredeyse omuriligini de koparmisti. Ayrica iç organlari da karnindan disari çikarilmisti. Katilin gerek kimligi asla bilinemeyecekti. Ancak birkaç hafta sonra Metropoliten Polisi kiskirtici bir mektup aldi. Mektup suçlu oldugunu söyleyen sahis tarafindan yazilmis ve takma isimle imzalanmisti. Bu isin halk tarafindan benimsendi. Bu andan itibaren çilgin Whitechapel Kasabi, bu korkunç isimle aranacakti: Karindesen Jack. Polisin Karindesen in mektubunu almasindan iki gün sonra katil, Elizabeth Stride adinda Isveçli bir hayat kadinin bogazini kesti. Kurban üzerinde diger korkunç seyleri yapamadan, yaklasan bir arabanin sesiyle isini yarim birakmak zorunda kaldi. Oradan hizla kaçan Karindesen, Cathrine Eddowes adinda, kaldirimda sarhos bulundugu için karakola götürülerek ayilana kadar orada tutulan ve henüz saliverilmis olan 43 yasindaki bir hayat kadinina rastladi. Onu issiz bir meydana götürdü ve orada bogazini kesti. Ardindan seytani bir öfkeye kapilarak kadinin yüzünü tamamen parçaladi, vücudunu kuyruk sokumundan gögüs kafesine kadar kesti, bagirsaklarini disari çikartti ve sol böbregini alarak uzaklasti. Karindesen tarafindan gerçeklestirilen son suç ayni zamanda en korkuncuydu. 9 kasim gecesi, 3 aylik hamile olan 25 yasindaki Irlandali bir hayat kadiniyla onun odasina gitti. Gecenin ortalarina dogru onu yatakta öldürdü, birkaç saat boyunca keyifle cesedi parçaladi iç organlarini disari çikartti, burnunu ve gögüslerini kesti, bacaklarinin etlerini siyirdi. Bu olaydan sonra, Whitechapel cinayetleri birden bire durdu. Karindesen sonsuza kadar ortadan yok oldu, tarihten çikip efsaneler alemine karisti. O günden beri konu üzerine kafa yoranlar bir kasaptan Ingiliz tacinin veliahdina kadar bir dolu süpheli öne sürmüslerdir. Bu iddialarin çogu eglenceli okuma malzemeleri teskil eder, ancak Karindesen in gerçek kimligi yüz yildir degismedi: O, merak uyandiran, muhtemelen hiç çözülemeyecek bir sirdir. ”Bogaz bir biçakla kesilmis, kafa vücuttan neredeyse ayrilmisti. Karin kismen parçalanarak açilmis ve her iki gögüs de kesilmis. Burun kesilmis, alnindaki deri yüzülmüs ve uyluklardan ayaklara kadar etler kemikten siyrilmis. Bagirsaklar ve vücudun diger parçalari yoktu, ancak karaciger vs. bu zavalli kurbanin ayaklari arasina yerlestirilisti. Bacaklardan çikarilan etleri gögüsler ve burun katil tarafindan masanin üstüne konmus ve kadinin ellerinden biri midesinin içine sokulmus.” Karindesen Jack in son kurbani Mary Kelly’nin nasil bulundugunu anlatan 1888 tarihli bir gazeteden. Polise Yazdığı Mektup Sayin Yetkili, Kulagima sürekli polisin beni yakaladigina dair haberler çaliniyor, ama beni uzun bir süre daha yakalayamayacaklar. Çok zeki görünüp dogru iz üzerinde olduklarini söylediklerinde çok gülüyorum... Ben ******larin pesindeyim ve yakalanincaya kadar onlari desmeye devam edecegim. Son isim çok muhtesemdi. Bayana bagirmasi için firsat bile vermedim. Beni simdi nasil yakalayabilirler. Isimi seviyorum ve yeniden baslamak istiyorum. Yakinda benim komik oyunlarimi yeniden duyacaksiniz... Biçagim saglam ve keskin ve eger bir sansim olursa yeniden baslamak istiyorum. Iyi sanslar. Tüm samimiyetimle, Karindesen Jack ################################################################################################ Kanlı Kontes (ELIZABETH BATHORY) 1560-1614 yillari arasinda yasamis olan Macar kontesi. Bazilari o'nun seytandan daha kötü oldugunu söyleseler de, isledigi suçlar "kötü" kavraminin çok ötesindeydi. Bram Stroker, vampirler hakkindaki romaninin arastirmasini yaptigi siralarda Sabine Baring -Gould'un "The Book Of Werewolves " adli kitabina rastladi. Bu çalismada "Blood Countess" denilen merhametsiz bir kadinin yaptiklari anlatiliyordu. Görünüse bakilirsa bu hikaye Stroker'in Kont Drakula'yi yaratmasinda esin kaynagi olmustur. Gerçekte Elizabeth'in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya'da bir prens olacakti. Elizabeth iyi egitim görmüs, akilli bir kadin olmasina ragmen çok acimasiz ve zalim bir kisilige sahipti. Anlasilan kocasinin ölümünden sonra ortaya çikan ölüm korkusuyla, usaklarina ve kölelerine karsi sadist davranislar içersine girmisti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azindan kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasindaydi. Kocasi bir asker olarak, savasta esir düsmüs Türk askerlerine duygusuzca iskence ederdi ve Elizabeth aslinda, nasil zulmedilecegi hakkinda bilgileri kocasindan almisti. Söylendigine göre Bathory, çok sayida kadin öldürmüs ve yaptigi insanlik disi eylemlerinde kendinden mevki olarak asagidaki kimseler tarafindan yardim görmüstür. Bathory, kurbanlarini dövmeyi aliskanlik haline getirdigi gibi ayni zamanda onlari sakat birakirdi. Yine söylentilere bakilirsa Castle Csejthe adli evinin yakinlarinda kurbanlarindan bazilarini kisin karli ve soguk havasinda üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun disinda olasi yamyamlik davranislari da sergilemekteydi. Iddiaya göre Bathory bir defasinda, yasayan hizmetçi bir kizin vücudundan birçok isirik almistir. Blood Countess'in genç kalma umutlari için bakire genç kizlarin kaniyla banyo yaptigi gibi efsanevi hikayelerde vardir. Baska bir kaynaga göre de 650 kizi öldürüp kanlarini içtigi söylenir. Yine de kesin olan tek bir sey vardir ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten var olmus ve seytanca isler yapmistir. Ölü sayisi arttiginda Bathory'nin usaklari cesetleri satonun disina attilar. Kan içindeki ölü vücutlari bulan köylüler dogal olarak onlarin vampirler tarafindan öldürüldügünü düsündüler dedikodular böylelikle yayilmaya basladi. Bathory 1610 yilinda, genç yastaki kizlari öldürme tesebbüslerinden sonra tutuklandi. Büyücülükle ilgisi oldugu iddiasi tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanlarin cesetleri kanlar içinde satosunda bulunmustu. 1611 yilinda yapilan 2 durusmada Bathory'nin isledigi suçlar hakkinda tek ve gerçek ifadesi alindi. Kendisi bizzat mahkemede ortaya çikmadigi halde, usaklari orda bulunuyordu. Mahkemenin ardindan kontes'in sadik usaklari yetkililer tarafindan öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya daglarinda bulunan satosundaki yatak odasina, ölümünden yillar sonrasina degin hapsedildi. O'nun hakkinda anlatilan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazi insanlar Bathory'nin hayaletinin, anavatani olan Karpatya'da geceleri etrafta dolasarak kan aradigini söylerler. Bir baska efsanede Kanli Kontesin yaptigi iskenceler ve cinayetler söyle anlatilir. Kocasi öldükten sonra büyücülükle ugrasmaya baslamistir. Hatta at ve diger hayvanlarin kurban edildigi ayinlere katildigi düsünülmektedir. 40 yasina geldiginde yaslanmaya basladigini düsünüp güzelligini kaybedecegi telasina düser. Bir gün, genç bir hizmetçi kiz, sacini tararken yanlislikla biraz çeker ve o da kizin eline sert bir sekilde vurur, kizin elinden akan kan Elizabeth'in elinin üstüne düser ve oda kizin güzelligini ve tazeligini aldigini düsünür. Daha sonra bas usagina emir vererek kizin bütün kanini bir tekneye akittirir ve orada "kan banyosu" yapar. Daha sonra isi iyice abartir ve zaman içerisinde 612 genç kizi kaçirarak bunlarin ölümüne sebep olur. Kizlar, tepeye asili bir kafeste iskence görür ve Elizabeth de bu kafeslerden akan kanla dus alir. Çok ses çikartan bir hizmetçisinin de agzini diktigi söylenir, ayrica bakire cesetlerini ormana atarak kurt adam ve vampir söylentilerinin çikmasina neden olur. Kurbanlarini önce baglar sonra atardamarlarina delikler açarak kanin disari daha kolay bosalmasini saglar. Kurban için kan kaybindan ölmeyi beklemekten baska çare yoktur artik. Kurbanlarindan biri kaçmayi basarmis ve Castle Csejthe de dönen olaylar böylelikle gün yüzüne çikmistir. En sonunda bu yaptiklari anlasilir ve 1611 de kaziga baglanip diri diri yakilmaya mahkum edilir ancak sarayli oldugu için bu cezayi satosunda küçük bir odaya kapatmaya ve ölene kadar orada kalma cezasina dönüstürürler. Yalniz yemeginin verilebilmesi için küçük bir delik bulunan bir oda. 1614 yilinda burada ölü olarak bulunur. HAKKINDA FILM: Eternal adli 2004 yapimi filme ilham kaynagi olmustur. HAKKINDA KITAP: The Book Of Werewolves-Sabine Baring Gould ################################################################################################ Voyvoda III. Vlad, Vlad Tepeş, Drakula ya da Kazıklı Voyvoda Kazıklı Voyvoda'nın ataları 14.yüzyılın başlarından beri Eflâk’ın yani Güney Romanya'nın etkin yöneticileriydi. Dedesi Büyük Mircea, bütün haşmetine rağmen aman vermeyen Türk saldırıları altında Osmanlı egemenliğine girmek zorunda kaldı. Dracula'nın babası Vlad ise 1431 yılında Nürnberg'de Avrupa'nın çeşitli kral ailelerinin mensuplarından 24 kişinin yer aldığı "Ejderha Tarikatı" na katılmıştır.Bu tarikatın amacı,kiliseye karşı gelenlerle ve Türklerle savaşmaktı.Vlad ülkesinde,girdiği bu tarikattan dolayı,"Drakul" yani "ejderha" olarak adlandırıldı.Oğlu Kazıklı Voyvoda bu yüzden "Drakul'un oğlu" manasına gelen Drakula ismi ile anıldı. 1431'de doğan Drakula(III.Vlad Tepeş) 11-12 yaşlarındayken 1442'de küçük kardeşi Radu ile birlikte Osmanlı ülkesindeki rehinlik günleri başladı.II.Murad kulluk görevlerini yarım yamalak yerine getirmesinden kuşkulandığı Drakul'u huzuruna çağırdı.İki oğlu ile Gelibolu'ya giden Drakul burada esir alındı.Drakul 1 yıl boyunca Gelibolu'da tutklu kalır,daha sonra sultanın konuğu olarak başkent Edirne'ye götürülür.Sonunda Drakul hem İncil,hem de Kur'an üzerine el basarak sultana karşı girişilecek herhangi bir harekata katılmamaya yemin eder ve böylece serbest bırakılır.Gelecekteki bağlılığının bir kanıtı olarak iki oğlunu Türklere rehin bırakmak zorunda kalır. Zamanın Osmanlı tarihçileri Drakula ve Radu'nun belli bir süre Batı Anadolu’da Karaman Eyaleti sınırları içinde Kütahya'da bulunan Eğrigöz Kalesi'nde tutuklu kaldıklarını yazmaktadır. İki tutsak daha sonra Anadolu içlerindeki Tokat’a, oradan da Edirne'ye götürülür.Drakula Osmanlı topraklarında 1448 yılına kadar kalır.Radu ise 1462'de ülkesine dönebilir. Başkent Edirne'ye getirilişlerinden sonra iki çocuk, diğer rehinelerle birlikte sultanın maiyetinde önce Bursa'ya oradan da Manisa'daki yazlık saraya giderler.Drakula ve Radu,Arnavut isyanının kahramanı İskender Bey olarak adlandırılan Gjergj Kastriyoti ve Şehzade Mehmed (Fatih)'in de bulunduğu seçkin bir topluluk içinde yetişir.XV.yüzyıl Osmanlı eğitiminin en değerli öğretmenlerince eğitilirler.Sarayda bulunan bilim adamları ve eğitmenler arasında Molla Gürani de vardır.Ayrıca Sinan Paşa'yı,Hamidüddin Efendi'yi,İlyas Efendi'yi de saymak gerekir.Drakula'nın eğitimi,Kur'an hükümlerinin yanı sıra,Aristoteles mantığı,uygulamalı ve kuramsal matematik gibi dersleri de kapsar. Kişiliğinin şekillendiği bu yaşta,6 yıllık tutsaklık Drakula'nın yaşamında önemli bir rol oynamıştır. Radu R. Florescu ve Raymond T. McNally "Dracula ya da Kazıklı Voyvoda-Eflak Prensi III. Vlad Tepeş'in Yaşamı" adlı kitapta,Osmanlılar'ın yanında geçirdiği yılların,Drakula'nın soğuk ve sadist kişiliğini oluşturduğunu iddia etmektedirler. Genel olarak Drakula alaycı ve kaba bir genç, ani öfkelere kapılabilen inatçı bir öğrencidir; onu itaate yöneltmek için başvurulan cezalar arasında kırbaç da vardı. Öte yandan Radu ise yakışıklılığı ile çevresinin dikkatini çekiyordu. Kişilik, davranış ve görünüş farklılıkları nedeniyle iki kardeş arasında onulmaz bir nefret gelişir. Drakula, Osmanlı ülkesinde geçirdiği süre içerisinde, babasının Haçlılara ufak da olsa yardımlar etmesi yüzünden sürekli öldürülme ve kör edilme korkusuyla yaşadı. Drakula'nın babası ve abisi Mircea, dönemin ünlü Macar komutanı Hunyadi tarafından,Türklerle işbirliği yapmak ve sahte müttefik olmakla suçlandılar.Hunyadi'nin 1447'de Eflak'a girmesi üzerine ülkenin bütün asilleri onun tarafına geçtiler.Drakula'nın ağabeyi,yakalandıktan kısa bir süre sonra işkence edilip diri diri toprağa gömüldü.Babası da kaçmasına rağmen Bükreş yakınlarında yakalanıp öldürüldü.Drakula Osmanlıların II.Kosova Savaşı'nda Hunyadi komutasındaki Haçlı ordusunu mağlub etmesinin ardından Osmanlı askerinin desteğiyle 1448'de Eflak Prensi oldu.Ancak ilk hükümdarlığı 2 ay sürdü.Eflak tahtındaki rakibi II.Vladislav onu mağlub ederk Türk topraklarına sürdü.Vlad daha sonra Boğdan'a gitti.1452'ye gelindiğinde şaşırtıcı bir gelişme yaşantı yaşandı : Drakula babasını ve abisini öldüten Hunyadi ile anlaştı.Bu anlaşmadan aldığı güçle de 1456'da Eflak tahtını ele geçirdi. Kazıklı Voyvoda'nın ilk işi iktidarını sınırlayan ve ağabeyini öldürten Eflak soylularıyla,yani "boyarlar" ile hesaplaşmak oldu.1457 yılı paskalya kutlamalarında boyarları tutuklattı.Zincirlenmiş halde ve yaya olarak başkent Tirgoviş'den Peonari'ye 2 gün süren zorlu bir yolculuğa çıkardı.Boyarlar burada kırbaç altında Drakula'nın şatosunu inşa ettiler.Drakula boyarları ortadan kaldırdıktan sonra kendisine bağlı yeni bir soylu sınıfı ve "Sluji" adı verilen özel muhafız birliği oluşturdu.6 yıllık iktidarında uyguladığı terörle herkeze korku saçtı. Drakula,Osmanlı İmparatorluğu'na 1459 yılından itibaren vergi ödemeyi bırakınca iki ülke arasında 3 yıl süren savaşlar başladı.Fatih'in bizzat katıldığı 1462 yılındaki Eflak seferi ,Kazıklı Voyvoda'nın hükümdarlığının sonu oldu.Kazıklı Macaristan'a kaçtı.Macaristan'da 12 yıl süren bir tutsaklık dönemi geçirdi.1457 yılının Ocak ayında kardeşi Radu'nun ölümü,Eflak kapılarını ona bir kez daha açtı.Macar desteği altında Katolik olmayı seçen Drakula,1476'da tahtı geri aldı. Fakat bu hükümdarlığı da uzun sürmadi.Drakula'nın başarısız ve hırpalanmış vücudu tahta çıkışından 2 ay sonra Snagov Manastırı'nın çevresindeki bataklıkta bulundu. Kesik kafası İstanbul'a götürüldü.Fakat,Drakula efsanesi ölümüyle sona ermadi.Mezarı açıldığında boş olduğu görülünce vampir olduğu söylentileri başladı. Macarların Drakul yani "şeytan",Ulahların Çpelçup yani "cellad" Türklerin de Kazıklı Voyvoda isimlendirdikleri Eflak Voyvodası III.Vlad Tepeş son bin yılın en vahşi birkaç isminden biriydi. Vlad Tepeş'in en sevdiği eğlencesi kazık işkencesi.Yemek yerken kazıklara oturtulmuş insanların çığlıkları içinde can çekişmesini seyrederdi.Hayvanları dahi kazığa oturturdu.Öldürttüğü annelerin kızartılmış etlerini,çocuklarına zorla yedirtirdi.Bazen de annelerin memelerini kestirip yerine çocuklarının başlarını dikdirirdi.İnsanları doğrayarak çömlek içinde pişirttirirdi. Onun binlerce insanı nasıl öldürttüğünü Papa'nın elçisi Modrusa şöyle anlatıyor: "Bazılarını arabaların tekerlakleri altında kemiklerini kırdırtarak öldürttü.Bazılarının bağırsaklarına varıncaya kadar derilerini yüzdürttü.Bazılarını kazıklara geçirtti veya akkor halindeki kömürlerin üzerine yatırttı.Bazılarının ise başlarını göbeklerini deldirtti,kazıklara oturtturarak kazığın ağızlarından çıkmasını sağladı.Annelerin göğüslerine kazıklar saplayıp,bebklerini bu kazıkların üstlerine attırdı." Kazıklı Voyvoda'nın en büyük düşmanı Türklerdi.Kazıklara vurulmuş ve işkencelere maruz kalarak can vermekte olan Türklerden oluşan bir dairenin etrafında saray halkıyla yemek yemekten haz duyardı.Eline Türk esir geçtiğinde el ve ayak derşlerni yüzdürür ve meydana çıkan kırmızı etlerinituzla ovuşturduktan sonra elem ve azabın daha da artması için keçilere yalattırılırdı.Kendisine gönderilen Osmanlı elçileri başları açık olarak kendilerini tanıtmak istemeyince sarıklarını başlarına çiviyle çaktırmıştı. Bu hadise şöyle devam eder : "Birgün Türk elçileri geldi.Voyvoda'nın huzuruna çıkınca onu kendi geleneklerine uygun şekilde baş eğerek selamladılar.Sarıklarını çıkarmamışlardı. Drakula sordu: - Büyük bir prensin önündesiniz,neden böyle davranıyorsunuz ? Osmanlı elçileri dediler ki : -Bizim ülkemizde gelenek bu şekildedir. Bunun üzerine Drakula : -Ben de geleneğinizi pekiştireceğim. diyerek elçilerin sarıklarını başlarına çivilerle bir daha çıkarılmayacak şekilde çakılmasını emretti.Ardından da, -Şimdi gidin padişahınıza söyleyin,sizin geleneklerinize boyun eğmem. dedi.Tabii ki mesaj yerine ulaşmadı." Fatih'in tarihçisi Tursun Bey Kazıklı Voyvoda'yı "Keferenin Haccac'ı" olarak anar.Tursun Bey'in "Tarih-i Ebu'l-feth" inde Kazıklı Voyvoda ile ilgili şöyle bir bölüm vardır: "Keferenin tahtı Ağaçhisar'dadır.Karşısındaki 6 mil mesafedeki alanı,iki kol dolanan çitle çevirdi ve bahçe yaparım diye,çalı ile kapattı.Bu iki çitin arası,Engürüs kafirlerinden,kendi vilayeti kafirlerinden ve Boğdan vilayeti kafirlerinden kazığa oturtulmuş insanlarla doludur.Bundan gayrı,kendi kalesinin bulunduğu yer de,ağaçlı ve çitli bir yerdir.Ağaçların her budağında,ipe geçirilmiş sayısız ceset vardır. Yasağı,her kim asılanlardan birini indirirse,derhal yerine çıkarılması idi." Drakula,kadınlara karşı çok acımasızdı.Gömleği çok kısa ve pantolonu dar bir köylünün karısını kocasını böyle giydirdiği için kazığa geçirtti.Ardından karısını öldürdüğü adamı yeni bir kadınla evlendirip,yeni eşine kocasına iyi bakmazsa eski karısının durumuna düşeceğini söyledi.Bu durumu gören kadın sanırım kocasına iyi bakmıştır. Drakula'nın ülkeyi dilencilerden,hastalardan ve sakatlardan kurtarmak için kitle halinde imhalarını anlatan öyküler vardır.Belirtilen olayın Rumen yorumu şöyledir: "Drakula yaşlıların,hastaların,topalların,körlerin,yoksulla rın ve serserilerin TirgovişteSarayı'büyük salonunda toplanmasını ve olar için büyük bir şölen hazırlanmasını buyurur.Belirtilen günde Tirgovişte şölene katılmak için ülkenin dört bir yanından akın eden dilencilerin ağırlığı altında ezilir.Prensin hizmetkarları herkese bir torba dolusu giyecek dağıtır,dilencileri büyük sofraların kurulduğu malikanelere götürür.Dilenciler prensin cömertliği karşısında şaşırırlar...Dillere destan bir yemek yerler.Aç gözlülükle yiyeceklere ve şaraplara saldırırlar.Çoğu sarhoş olurlar.Bu sırada çevrelerinin ateş ve dumanla sarılı olduğunu görürler.Prens hizmetkarlarına evi ateşe vermelerini buyurmuştur. ...Alevler arasındaki zavallıların dudaklarından iniltiler,haykırışlar,çığlıklar duyulur. ...Alevler bazılarını kömüre dönüştürür,bazılarını da kül eder.Yangın sonunda durduğunda,geriye yaşayan hiçbir şey kalmamıştır." Eğer bir kadının evlilik dışı birilişkisi olursa,Drakula dişilik organının kesilmesini buyururdu.Kadının derisi canlı canlı yüzülür,yüzülmüş bedeni kentin ana meydanında halka gösterilir,derisi bir direkten sallandırılırdı.Aynı ceza,bekaretlerini korumayan genç kızlara,namuslarına sahip çıkmayan dullara da uygulanırdı.Drakula'nın daha küçük suçlar için uyguladığı cezalardan birisi de kadının meme uclarını kesmekti.Bir seferinde de kızdırılmış bir demir parçasının kadının vajinasından sokulmasını,tüm iç organlarını delerek ağzından çıkarılmasını buyurmuştu.Daha sonra kadının vücudunu bir direğe bağlatmış,etleri çürüyüp dağılana,kemikleri eklemlerinden düşene kadar bırakmasını emretmişti. Drakula için işkence edilecek kişinin mensup olduğu grup önemli değildir.Din adamları da onun işkencelerinden nasiplerini aldı.Birgün aşak üzerinde rastladığı bir rahibi eşeğiyle birlikte kazığa oturttu.Başkalarının malına el sürülmemesini öğütleyen bir rahip,Drakula'nın kendisine ayırdığı ekmek parçasını önünden alınca hemen orada kazığa vuruldu. Hiçbir itirazı kabul etmedi.Yaptığı işlerin yasalara aykırı olduğunu söyleyen çeribaşını kazana koyarak kaynattı daha sonra da etini bütün çingenelere yedirtti. Drakula'nın işlediği cinayetler elbette onun normal bir psikoloji içinde olmadığını gösteriyor.Hatta kazığa geçirme onda takıntı haline geliyor.Rus elçisi Fyodor Kuritsin ve Erlau başpikoposu Gabriele Rangone'nin 1476'da Papa IV.Sixtus'a yazdığı mektupta anlattıklarına göre,Drakula Osmanlı ordusuna mağlup olunca sığındığı Macaristan kralı tarafından tutsak edildiği şatoda fare yakalamaktan ve pazardan kuş aldırmaktan kendini alıkoyamamış.Fareleri ve kuşları kazığa geçirir,bazı kuşların kafalarını koparır,bazılarının ise tüylerini yolup serbest bırakırdı. Drakula idam cezasının uygulanmasında çoğu kez hazır bulunurdu.Anlatılanlara göre kazıkların ucu yuvarlrtılır,kurbanların iç organlarının çabuk öldürücü bir yara almaması için yağa bulanır ; kurbanın bacakları her bacağına bağlanan birer at tarafından gerilir,bu sırada cellatlar kazıkları uygun durumda tutmaya çalışırlardı. Drakula'nın tüm kurbanlarının kıçlarından kazıklara oturtulduğunu sanmak yanıltıcıdır.Elimizdeki çizimler birçok erkeğin,kadının veya çocuğun yüreklerinden,göbek deliklerinden,karınlarından ya da göğüslerinden kazığa geçirilmiş olduklarını göstermektedir. Drakula'nın tek ceza yöntemi kazığa geçirmek değildir.Kelle uçurur,burun,kulak,üreme organı,kol ve bacak keser,göz oyar,bazılarını boğdurur,kazanda kaynatır,bazılarının derisini yüzdürür,ateşte kızartır ya da "lahana gibi" doğratırdı.Ayrıca çarmıha gerdirir,diri diri gömdürürdü... Drakula'nın öldürdüğü insan sayısına ilişkin iddialar 40.000 ile 100.000 arasında değişir.Drakula ile ilgili en geniş kapsamlı (benim bulabildiğim) kitabin yazarları Radu R. Florescu ve Raymond T. McNally bu rakamların abartılı olduğunu söylerler. Bütün acımasızlığına ve gaddarlığına rağmen Drakula,Romanya'da bağısızlık için savaşmış milli bir kahramandır.I.Dünya Savaşı'ndan sonra gelişen modern Romen milliyetçiliğinin önde gelen karakteri olan Drakula,Osmanlılar'a karşı ülkesi için verdiği mücadeleden dolayı milli bir kahraman kabuk edildi.19. yy. Romen tarihçileri Drakula'nın ruhunun ölümsüz olduğunu bile yazarlar.O,ölümsüz bir kahraman gibi yaşayacak ve gereğinde tekrar ortaya çıkarak Romanya'yı yok olmaktan kurtaracaktır. Roman halkı arasında,Kazıklı Voyvoda'nın yaşadığını,geceleri karanlıkta dolaştığını,kendisi gibi ölümsüz adamlarıyla toplantılar yaptığı rivayet edilir. Drakula günümüde Romen turizminin en önde gelen ögelerinden birisi olarak da kullanılır ve "Kazıklı" sıfatı saklanmadan,turistler için eğlendirici bir konu şeklinde anlatılır. Bugün hala Bükreş'te Romen halkı için "Drakula" isimli bir magazin ve eğlence dergisi yayınlanıyor.Promosyon olarak düzenlenen yarişmaya katılanlara zengin olma şansını da bu dergi sunuyor.Bu dergi sayesinde,Drakula şimdi,şiddetindeğil umudun simgesi haline geldi Romanya'da günlük hayatın her yerinde onu görebiliriz.Mesela,"YolsuzluğaKarşı Mücadele Derneği" kurulmuştur ve amblemi Drakula'dır. Drakula,Brom Stoker'in efsanevi romanına konu olmuş ve bu roman sayısız kez sinemaya uyarlanmıştır. ################################################################################################ ALBERT DESALVO ![]() Boston Strangler-Boston Kasabı-Boğucu 1931 -1973 "Ben mi? Ben kadınlara zarar vermem. Ben kadınları severim." İşe cinsel tacizle başladı. Manken ajansına Model arıyormuş gibi kapı kapı dolaşıp kadınların beden ölçüsünü alır ve bu sırada vücutlarına dokunduğu kadılara cinsel taciz yapıyordu. Bu yüzden kısa bir hapis dönemi geçirmiş ve çıktığında tecavüzcülüğe terfi etmiştir.1960’ların başında New Englan’da yüzlerce kadına saldırdı. Bu sırada yeşil işçi kıyafetleriyle dolaştığı için kendisine ‘Yeşil Adam’ deniyordu. 1962’de lakabı artık ‘Boston Canisi’ idi. O artık 18 ayda 13 kadını vahşice öldüren tatlı dilli bir sadistti. Onun vahşiliği daha çocukluk yıllarında ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir köpek yavrusunu bir kediyle aynı sandığa kapatır ve kedinin, köpeğin gözlerini çıkarmasından zevk alırdı. Ordudayken evlendi. En vahşi cinayetleri işlediği sırada bile normal bir koca ve baba gibi görünmeyi başarabiliyordu. Onun şeytani bir libidosu vardı. Günde en az 6 kez Seks yapmak istiyordu. İlk cinayetlerinde tamirci olarak gittiği evlerde tatlı diliyle kandırdığı orta yaşlı kadınları hedef aldı. Onlar tecavüz edip boğduktan sonra, vücutlarını kesiyor, cinsel organlarına şişe ve benzeri maddeler sokuyor ve boğmakta kullandığı naylon kadın çoraplarıyla çenelerinin altına bir çeşit fiyonk yapıyordu. Bu bir çeşit imzaydı. 1962’den sonra genç kadınlara yöneldi ve daha da vahşi bir hal aldı. Bir kadını yirmi kez bıçaklıyor, diğerini ise yatağın başucuna dayıyor, boynuna pembe bir fiyonk, cinsel organına süpürge sopası sokuyor ve sol ayağının dibine bir yeni yıl kartı bırakıyordu. Yakalanma sebebi de ilginç doğrusu. Yine böyle bir kadını evde sıkıştırıp ellerini ayaklarını bağlamış ve eğer ses çıkarırsa onu öldüreceğini söyleyerek tehdit etmiş. Fakat bir süre sonra onu çözüp özür dilemiş ve oradan kaçmış, kadın polisi aramış ve bu vesileyle de yakalanmış duygusal katilimiz. De Salvo Boston Canisi Cinayetlerinden değil, Yeşil Adam Tecavüzlerinden yakalandı. Eyalet akıl hastanesinde yatarken arkadaşlarına kadınları nasıl boğduğunu anlatmaya başladığında gerçek anlaşıldı. Ancak Boston Canisi cinayetlerinden ceza almadı. Maharetli avukatı F.Lee Bailey onu cinayet suçlamalarından kurtarmayı başarmıştı. Tecavüzlerden Ömür boyu hapis cezası aldı. Kasım 1973’te bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Kurbanları: 1. Anna Slesers 55 14th June 1962 2. Mary Mullen 85 28th June 1962 3. Nina Nichols 68 30th June 1962 4. Helen Blake 65 30th June 1962 5. Da Irga 75 19th August 1962 6. Jane Sullivan 67 20th August 1962 7. Sophie Clark 20 5th December 1962 8. Patricia Bissette 23 31st December 1962 9. Mary Brown 69 9th March 1963 10. Beverley Samans 23 6th May 1963 11. Evelyn Corbin 58 8th September 1963 12. Joann Graff 23 23rd November 1963 13.Mary Sullivan 19 4th January 1964 Hakkında Kitap: The Boston Stranger, 1967, Gerold Frank ################################################################################################ AİLEEN WUORNOS Hitchhiker Serial Killer(Otostopçu Seri Katil) ![]() "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları" "Onların paralarını çaldım, onları öldürdüm ve yine yapacağım ve başka birini öldüreceğimi biliyorum çünkü uzun süre insanlardan nefret ettim." "Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." Tam adı "Aileen Carol Wuornos" olan ve ABD'nin en ünlü kadın seri katillerinden biri olarak görülen eşcinsel, hayat kadını. 1989-1990 yılları arasında cinsel ilişkiye girdiği bazı kişileri öldürdüğü, ve cesetlerini ormanda sakladığı ortaya çıkmıştır. 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de, iki kişinin cesedi bulunamamış ve Wuornos 5 kişiyi öldürmekten yargılanmıştır. Çoğu kişiye göre Amerika’nın ilk kadın seri katili çoğu kimseye göre de yalnızca şiddet gördüğü için vahşileşen bir kurbandır. Kişilik gelişiminde "Nurture" çıkmazının etkisi söz konusu olduğunda, bariz bir bicimde "nurture" yani yetiştirilme şartlarının olağan dışılığını ispatlayacak bir hayatı olmuştur Aileen Wuornos'un. Anne babası doğmadan önce boşanır. Babası daha sonra çocuk tacizinden suçlu bulunur ve hapishanede kendini asar. Aileen henüz altı aylıkken annesi bir not bırakıp çeker gider. Büyükannesi ve büyükbabası bakımını üstlenir. Ancak on üç yasındayken tecavüze uğrar, gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği için o evden de kovulur. Hayatta kalmak için hurda bir arabada barınır, para için fahişeliğe baslar, uyuşturucuya alışır, çoğu zaman da ortalıkta sarhoş olarak gezer. Yine de yirmi yaşındayken yetmiş yaşında bir adamla evlenmeyi başarır ama kocasını bastonla dövdüğü için evliliği sadece bir ay sürer. Nihayet 1986 yılında hayatinin aşkı Tyria Moore adında bir lezbiyenle karşılaşır. Dört sene beraber yasarlar. Ancak Wuornos'a en son darbeyi de sevgilisi vurur ve yakalandıktan sonra aleyhine tanıklık eder. Mahkeme kararıyla Aralık 1989 ve Kasım 1990 arasında toplam 5 kişiyi öldürmekten suçlu bulunur ve ölüme mahkum edilir. Rivayete göre, kararı duyunca "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları" diye bağırmıştır. Önceleri öldürdüğü insanların kendisine saldırdığını öne süren Wuornos, idamdan hemen önce ise "Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." diyerek suçunu itiraf etti. Wuornos, 9 Ekim 2002 çarşamba günü idam edilmiştir. 2003 tarihli Monster filmi dışında 1993 yılında New York film festivali'nde bir bolumu gösterilen Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer isimli bir belgesele de konu olmuştur. Gilles De Rais, yani Mavi Sakal’in kadın versiyonu sayılan bir Kara Dul olmadığı, yani belli bir motif ve amaç doğrultusunda kurbanlarını ortadan kaldırmadığı için çoğu profil uzmanına göre bir seri katil sayılmasa da kesinlikle gelmiş geçmiş en soğukkanlı katildir. HAKKINDA FİLM: 1-Monster - Charlize Theron and Christina Ricci 2-Aileen: The Life and Death of a Serial Killer 3-Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer Yerli Seri Katiller; Kolici Katil (ORHAN AKSOY) ![]() “Yapmış ta olabilirim yapmamışta hatırlamıyorum” ‘‘Öldürmek bana zevk veriyor. Çıkar çıkmaz yine cinayet işleyeceğim’’ 33 yaşında. Evli ve iki kızı var. Ekim 2000-Ocak 2001 arasında beş kişiyi evinde çamaşır ipiyle boğarak öldürdü. Depremden sonra işleri bozulduğu için ailesini Romanya'ya yolladı ve öldürmeye başladı. Kurbanlarını boğduktan sonra koliye koyup şehrin tenha bölgelerine bıraktığı için adı koliciye çıktı. Yargılanıyor. Adı: Orhan Aksoy, yaşı: 33, cinayet sayısı: 5 Öldürme güdüsünü harekete geçiren: Hırsızlık ‘‘Oda dört dönüyor. İçkiden mi nedir? Viski kaçak mı yoksa Orhan?’’ Orhan cevap vermedi. Gözlerini kadehine dikmişti. Sessizlik uzadı. Sonra kopkoyu bir karanlık. Orhan özenle kalktı koltuğundan. Çamaşır ipini koyduğu çekmeceye doğru gitti. Uzaktan Mehmet'in yana düşmüş başını seyretti. Yüreğine saplanır gibi olan acıma duygusuna aldırmadan arkadaşının arkasına dolandı, ipi çenesinin altından çapraz doladı ve sıktı. İlk cinayetiydi bu Orhan Aksoy'un. Kurbanı ise ev arkadaşı Mehmet Yeşilyayla. Romen asıllı Mine adında bir karısı, Esen ve Esin adında iki kızı var. 17 Ağustos'a kadar hayatı pürüzsüzdü. Depremden sonra dünyası altüst oldu. Çok korkmuştu. Önce işleri bozuldu ardından da evinin düzeni. Karısını ve kızlarını Romanya'ya gönderdi. Fatih'teki evini Kız Kulesi'nde komilik yapan arkadaşı Mehmet Yeşilyayla ile paylaşıyordu. Bu tek düzelikte, Orhan Aksoy'un hayatına hareket getiren tek şey cep telefonunun kaybolması oldu. Orhan'a göre telefon çalınmıştı ve suçlu da ev arkadaşı Mehmet Yeşilyayla'ydı. Bir süre sonra telefon bulundu. Demek Mehmet korkup geri getirmişti. Aşağılık bir hırsızdı ve cezalandırılmalıydı. Yukarıdaki sahnede anlatıldığı şekilde öldürdü Mehmet'i bir akşam. Sonra elbiselerini çıkardı, çıplak vücudunu küvete yatırdı. Günlerce suda bekletti, kokuyu engelledi, çürümeyi çabuklaştırdı. O arada cansız bedenle sürekli sohbet etti. Orhan Aksoy yakalandıktan sonra polise verdiği ifade doğrultusunda Mehmet Yeşilyayla Kocasinan'da gömüldüğü yerden çıkartıldığında tanınmayacak hale gelmişti. İkinci kurban kardeşinin arkadaşı Murat Kaya’ydı ve bir hırsızdı. Kaya'yı son bir kez daha görüşmek üzere evine çağırdı. Sahne aynen tekrarlandı: Viski, sohbet ve çamaşır ipi. Onlara acıyordu aslında Orhan Aksoy. Böyle anlattı polise. Hem de tam öldürürken. Ama sonra vazgeçiyordu bu düşüncesinden. Önemli olan üçüncünün kim olacağıydı? Seyyar satıcı arkadaşı Ömer Şeker geldi aklına. Aylar önce bir sohbet sırasında ‘‘Bütün Romen kadınlar fahişedir’’ dememiş miydi? Karısı da Romen'di. Bunu bildiği halde ileri gitmişti. Ölmeliydi. Tanınmamak için sakal bıraktı. Ucuz porno kaset önerisiyle evine çağırdı seyyar satıcıyı. Ve sahne tekrar oynandı. Taksim'de bir gece dolaşırken karşısına dördüncü kurbanı Turgut Erkan çıktı. Öfkeliydi Turgut ve Murat'ı arıyordu: ‘‘En son seninle görmüşler. Birşeyler biliyorsun. Polise gidip şikayet edeceğim. Peşini bırakmayacağım!’’ O anda kararını verdi: Evin dördüncü misafiri Turgut olacaktır. Son kurbanı ise pul koleksiyoncusu, Boğaziçi mezunu, Rotary Kulüp üyesi Ali Rıza İdrisoğlu. Öldürülme nedeni bu kez farklı: ‘‘Koli, nakliye masrafı derken para harcadım. Bu adamın paralı olduğunu biliyordum. Sohbetimiz de vardı. Pul koleksiyonumu satacağım diyerek eve davet ettim.’’ Ama evde hala Turgut'un cesedi vardı. İkisini aynı küvete yatırdı ve aynı anda koliledi. Gazi Mahallesi'ndeki bir parka bırakınca da polisin dikkatini çekti ve yakayı ele verdi. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada suçlamaları reddeden Aksoy'un avukatı, yeterli delil olmadığını da öne sürerek, tahliyesine ve beraat talebinde bulundu. Son sözü sorulan Orhan Aksoy da "Cinayetlerle bir ilgim yok. Suçsuzum. Tahliyemi istiyorum" dedi. Ancak mahkeme heyeti, Orhan Aksoy'u, Mekmedi Yeşilyayla, Hakan Kaya, Turgut Erkan, Ali Rıza İdrisoğlu ile Ömer Şeker'i eşya ve parasını almak için öldürdüğü gerekçesiyle suçlu buldu ve 5 kez müebbet haip cezasına çarptırdı. Aksoy ayrıca cezasının ilk iki yılını da geceli gündüzlü hücrede geçirecek. Olayların Gelişim Safhaları: İstanbul’da cinayetler zinciri, bir bina inşaatının bodrum katında başladı ve aylarca devam etti. Ona ulaşmak için, adli tıp kurumu uzmanlarının ve polisin onlarca soruya cevap vermesi gerekiyordu. Son cinayetinde ardında ilk ipucunu bıraktığında, uzmanlar onun bir seri katil olduğunu anlamıştı. Ama kurbanları için artık çok geçti. 16 Ocak 2001, salı Şevket, uyandığında odanın içi buz kesmişti... İstemeye istemeye yataktan kalktı.Musa gelmeden önce kahvaltıyı hazır etmeliydi. Sıva ustası Musa, geldiğinde saat 9’u geçmişti. Her sabah inşaatta birlikte kahvaltı ederlerdi. Bugün de rutini bozmaya niyeti yoktu. İki arkadaş zeytin-peynirden ibaret kahvaltılarını bitirdiğinde saat 11’e yaklaşıyordu. İşe koyulmaya niyetlendikleri sırada inşaatın müteahhidi Cüneyt Bahçıvan çıkageldi. Bahçıvan, bir gün önce bodrum katında yapılan temizliği kontrol etmek istiyordu. İkisi de yaptığı işten emindi. Bu güvenle, patronlarıyla birlikte bodruma indiler. İlk şaşkınlığı bodrumdan içeri ilk giren şevket yaşadı. Bir gün önce köşe bucak temizledikleri alanın ortasında krem renkli çarşafa sarılı kocaman bir paket duruyordu. Şevket, mahcubiyetini sezdirmemeye çalışarak pakete yaklaştı. Etrafında dolanıp, sağına soluna tekme attı. Paket, koli bandıyla bağlanmıştı. Patronunun emriyle bandı kopardı. Bu kez de ortaya mavi renkli bir bidon çıktı.Bidonun ağzı gazete parçalarıyla kapatılmıştı.Onları da kaldırdı. Şimdi karşısında siyah bir poşet duruyordu. Ellerini uzattı. Yokladı ve dehşetle irkildi. Saat 11.45 Fatih’te ceset bulunduğu ihbarını alan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün olay yeri inceleme ekipleri, inşaata ulaştığında aradan 45 dakika geçmişti. Ekibin ilk işi, olay yerini güvenlik çemberine alarak rutin bomba araması yapmak oldu. Yarım saat süren çalışma sonunda bidonun içindekinin ceset olduğu kesinleşmişti. Ekipler, binada geniş çaplı bir aramaya girişti, amaçları katilin geride bıraktığı herhangi bir ipucuna ulaşmaktı.binanın her köşesi karış karış arandı. özellikle, katilin DNA’sını ele verebilecek deliller üzerinde duruldu. Delil toplama işlemi devam ederken olay yerine fatih cumhuriyet savcısı ulaştı. Savcı, cesedin adli tıp kurumu’nda incelenmesini istiyordu. Onun bilmesi gereken ilk şey, cesedin nasıl öldürüldüğüydü? Dr. Bülent Şam (Adli Tıp Turumu Uzmanı): “ileri derecede çürümeye rağmen bağlayarak boğmaya bağlı lezyonlar, bu boğmanın ölümcül olduğunu gösteren yumuşak doku ezilmeleri saptadık.” Cesedin hızlı çürümüş olması, adli tıp kurumu uzmanlarının ölüm nedenini belirlemesini zorlaştırmıştı. Ama olay sıradan bir cinayete benzemiyordu. Ceset orta yaşlarda bir erkeğe aitti. Çırılçıplaktı. Ayakları ve elleri önce birbirine sonra da boynuna bağlanmıştı. Cinsel organı elektrik bandıyla defalarca sarılmış, gazeteyle kaplanmıştı. Burun delikleri, kulak içleri, ağzı ve anüsü katlanmış gazete parçaları tıkıştırılarak doldurulmuştu. Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatr):”Birincisi öldürülmüş bir insan var. Bağlanmış ve seksüel sadistlik gösteren bulgular var. Bağlanması, seksüel sadistlik açısından değerlendirmek lazım. Bağlanma tarzı ipucu verebilir. Cinayeti işleyen kimsenin kurban üzerindeki hakimiyet duygusunu arttırmaya çalıştığı ve onun üzerine sadistlik ve seksüel birtakım şiddet uygulamalarında bulunduğu izlenimi verebilir.” İstanbul cinayet masası ekiplerinin cevaplaması gereken ilk soru, cesedin kim olduğuydu? Her zaman olduğu gibi ekip işe, eşkale uyan kayıp başvurularını incelemekle başladı. Kısa bir araştırmadan sonra eşkale uyan bir kayıp başvurusu bulundu.Başvuru, cesedin bulunmasından dört gün önce Bayrampaşa Ahmediye Polis Karakolu’na yapılmıştı. Başvuruyu yapan Emine Şeker adında bir ev kadınıydı. Söylediğine göre Aksaray civarında seyyar satıcılık yapan 42 yaşındaki kocası Ömer Şeker, 12 ocak günü tanımadığı bir adamla Fatih’teki bir eve gitmiş ve bir daha geri dönmemişti.Verdiği eşkal, bidon içinde bulunan cesede tıpatıp uyuyordu. Cinayet masası ekipleri hızla emine şeker’in Bayrampaşa’daki evine ulaştı... Ekip, aileden adli tıp kurumu morgundaki cesedi teşhis etmesini istiyordu. Görev, Ömer Şeker’in erkek kardeşi İmam Şeker’e düştü. İki saat sonra İmam Şeker eve döndüğünde getirdiği haber kötüydü.Ceset, Ömer Şeker’e aitti. Polis, cinayet soruşturması kapsamında Ömer Şeker’in ortadan kaybolduğu gün yanında olan arkadaşlarını tek tek sorguya aldı. ifadeler, Ömer Şeker’in katilin peşinden kendi rızasıyla gittiğini gösteriyordu. Müslüm Öncel’in polise verdiği ifade (Ömer Şeker’in arkadaşı): “Aksaray’a tezgah açmak için gittiğimde öğle saatleriydi. Ömer ve Veli benden önce gelmişlerdi. Biraz sonra Ömer’in tezgahının başına uzun boylu, sakallı ve bıyıklı bir adam geldi. Adam tuhaf görünümlüydü ama Türkçesi düzgündü. Sigara satmak istediğini söyledi. Ömer’le pazarlık yaptılar ve 300 milyona anlaştılar. Sigaraları almak için adamın evine gidilecekti. Ömer beni de yanında götürmek istedi. Üçümüz taksiye bindik. Fatih evlendirme sarayı’nın önünde adam taksiyi durdurdu. Ben de iniyordum ki bana, ‘sen kal ailem var’ dedi. Bunun üzerine Ömer, ‘cep telefonunu açık tut, sigaraları alıp gelirim’ diyerek adamın peşinden gitti.” Müslüm bir saat kadar taksinin içinde bekledi. Meraklanmaya başlamıştı. Ömer’i cep telefonundan aradı. Ömer, “10 dakika içinde geliyorum” diyerek telefonu kapattı. Bir saat kadar bekledikten sonra bir kez daha aradı. Ömer’in cevabı yine aynıydı.Biraz sonra geleceğini söylüyordu.Aradan bir yarım saat daha geçti.Tekrar telefona sarıldı.Ne var ki Ömer’in telefonu artık kapalıydı... 21 Ocak 2001, pazar Ömer Şeker’in cesedinin bulunmasından beş gün sonra... Gaziosmanpaşa’daki Çamlık Parkı’nın 55 yaşındaki bekçisi Nazım Memiş, 21.00 sularında görev yerine geldi. Adeti olduğu üzere parkın içindeki çay bahçesine yollandı. Her akşam burada çalışan Şener ve Mustafa’yla biraz çene çalardı. Ama bu akşam ikisi de heyecanlıydı. Gençlerin anlattığına bakılırsa, parkın Mevlana Caddesi’ne bakan kapısında sabahtan beri sahipsiz iki koli duruyordu. Civardaki esnafı tek tek dolaşmışlar ama sahibini bulamamışlardı. Bekçi Nazım’ı da merak sarmıştı. Birlikte kolilerin yanına gittiler. Kolileri açıp açmamayı tartışıyorlardı ki, bekçi yanlarından geçen polis ekibi otosunu fark etti. Yağmura rağmen kolilerden ağır bir koku yükseliyordu. Polis kolilere fener tuttu. Bir şey görülmüyordu.Birini açmaya karar verdiler. Koli bandını çözer çözmez, diğerine bakmaya gerek kalmamıştı. Komiser Hasan Zeki Ulusan (Olay Yeri İnceleme Uzmanı):“Birinci kolinin içini açtığımızda cenin pozisyonunda üzeri çıplak elleri bağlı kafasına bir poşet geçirilmiş bıyıklı 30-35 yaşlarında bir erkek cesediyle karşılaştık. Cesedin yaptığımız fiziki incelemesinde poşeti çıkardıktan sonra kafasına daha doğrusu cildine gazete örtüldüğünü ve bu gazetenin de cildine yapıştığını ve vücudunda herhangi bir darp cebir izine rastlanmadığını gördük.” ”İkinci koliyi açtığımızda yine aynı şekilde cenin pozisyonunda diz kapakları koli bandıyla bantlanmış yine aynı şekilde kafasına poşet bağlanmış bir erkek cesediyle karşılaştık.” Adli tıp kurumu uzmanları, bu kez şanslı değildi. Dr. Bülent Şam (Adli Tıp Kurumu Uzmanı): “İkisinde de ilerlemiş çürüme ölüm nedenini bulmamızı zorlaştırdı. Bunun üzerine birinci ihtisas kuruluna gönderdik.” İleri derecede çürüme nedeniyle birinci ihtisas kurulu da cesetlerin ölüm nedenini tespit edemedi. “Çürümeyle ölüm nedenini olayın meydana geliş şeklini saptayacağımız lezyonlar ortadan kaybolur. Bazı bulguları saptamakta güçlük çekeriz. Ölüm nedenini tahmin etsek bile kesin ifade kullanamayız.” Son bulunan iki cesedin durumu, Ömer Şeker’in tıpatıp aynısıydı. İkisi de yine çırılçıplaktı.Kafalarına poşet geçirilmişti. Kolinin içine elleri ve ayakları bağlandıktan sonra cenin pozisyonunda yerleştirilmişlerdi. Ağız ve kulak delikleriyle anüsleri tutkal kıvamında bir maddeyle doldurulmuştu. Her iki cesedin de penisleri defalarca sarılmıştı. Farklı olarak bu kez cesetlerin pazılarında ve uyluk kemiğinde yanık izleri, anüs bölgelerinde morartı vardı. Ayrıca yüzlerinde mavi renkli bir boyanın izleri görülüyordu. İkinci koliden de bir banyo havlusu ve yorgan çıkmıştı. Dr. Şafak Taktak (Adli Tıp Kurumu Uzmanı):”Aynı şekilde öldürülmüş üç kişinin bulunması cinayetin aynı kişi ya da kişiler tarafından öldürülmesi ihtimalini akla getiriyor. Bu durumda cinayetlerin kişinin psikolojik yapısının dışa vurumu olduğunu düşünür bu psikopatolojik durumun izlerini ararız. Bu cesetler nerede bulundu, cinayet nerede işlendi, öldürdükten sonra ceset üzerinde işlem yapılmış mı? Bu gibi davranışların izini sürer cinayeti işleyenin profiline ulaşırız. Bu da polislere yardımcı olmak için ipucudur.” Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatr): ”Bunlar cinayet tarzının giderek daha geliştiğini gösteriyor. Bunu ipucu olarak kabul etmek mümkün. Çeşitli verilere dayanarak. Yani cinayetlerin şiddeti artıyorsa ve belli ritüelleri aynı kalıyorsa muhtemelen aynı kişiye aittir bunlar.” Cinayet masası ekipleri şaşkındı. Bir hafta arayla önce fatih’te, sonra da Gaziosmanpaşa’da birbirine benzer şekilde üç ceset bulunmuştu? Katilin aynı kişi olduğu düşünülüyordu. Peki peş peşe cinayet işleyen bu katil nasıl biriydi? Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Pskiyatr): .”Sık aralıkların olması belki çok ağır bir kişilik bozukluğuna ve ağır psikiyatrik bozukluğa yani sık olması psikiyatrik bozukluğun şiddetinin ağırlığına işaret olabilir.” Cesetlerin çıplak olması, vücut boşluklarının silikonla doldurulması ve diğer bulgular olayın infaz olma ihtimalini ortadan kaldırıyordu. Cinayetler arasındaki bağlantı ancak son bulunan iki cesedin kimliklerinin belirlenmesi ortaya çıkabilirdi? Polis, bir kez daha eşkale uyan kayıp başvurularını gözden geçirdi. Çok geçmeden de aranan bilgiye ulaşıldı. Ömer Şeker’in bulunduğu gün Bakırköy’den bir başka kayıp başvurusu yapılmıştı. Merkez Karakolu’na başvuran Mimar Zafer Bekaroğlu’ydu. Karısının abisi ortadan kaybolmuştu. Verdiği eşkal cesetlerden birinin aynıydı... Zafer Bekaroğlu’nun karakol başvurusu: “16 ocak salı günü kayınbiraderim Ali Rıza İdrisoğlu, saat 12 civarında banyolar caddesi’ndeki evinden bir arkadaşını göreceğini söyleyerek ayrıldı. O saatten sonra kendisine ulaşamadık. Sürekli cep telefonunu aradığımız halde cevap vermedi. Ertesi gün öğleden sonra ise, cep telefonu kapatılarak kendi evine yönlendirildi.” Ali Rıza İdrisoğlu 45 yaşındaydı. Boğaziçi üniversitesi mezunuydu. Zengin bir aileye mensuptu... İdrisoğlu’nun kimlik tespitini kız kardeşi Ayzer Bekaroğlu yaptı. Cesetlerden birinin kimliği belli olmuştu. Cinayet masası ekiplerinin kafası iyice karışmıştı. Birbirleriyle bağlantılı görünen iki olayda cesetlerden biri, bir seyyar satıcıya diğeri ise zengin bir işadamına aitti. Polis aradaki bağı çözmek umuduyla üçüncü cesedi araştırmaya başladı. Artık polis üçüncü cesedin kimliğine nasıl ulaşacağını çok iyi biliyordu. İdrisoğlu’nun kaybolmasından bir gün önce, yine Bayrampaşa’dan bir kayıp başvurusu yapılmıştı. Başvuran Mürvet Erkan’dı. 30 yaşındaki oğlu kayıptı. Mürvet Erkan’ın karakola başvurusu: “Oğlum Turgut Erkan, bir tiyatroda çalışıyordu. İşinden istifa etmiş. Saat 18 civarında Beyoğlu’ndaki işyerinden ayrılmış. Ancak eve dönmedi. Haber vermeden eve gelmediği hiç olmadığı için başına bir şey gelmiş olmasından korkuyorum.” Üçüncü cesedin kimliği de ortaya çıkmıştı. Turgut Erkan tiyatro ve dizilerde ışık teknisyeni olarak çalışıyordu. Medya ve sinema dünyasına yakın bir isimdi.Polis, Erkan’ı araştırırken ileride önemli bir ipucu olacak bir bilgiye ulaştı. Erkan, dört yıl önce hırsızlık yaptığı gerekçesiyle Dikilitaş Polis Merkezi’nce tutuklanmış ve parmak izleri alınmıştı. Ortada görünürde birbiriyle bağı olmayan üç erkek cesedi vardı. Ömer Şeker, kendi halinde bir seyyar satıcıydı. Tanımadığı bir adamla Fatih’te bir eve gitmiş ve kayıplara karışmıştı. Arkadaşları onu kaybolduğu sokağı karış karış aramalarına rağmen bulamamışlardı. Turgut Erkan, sanat dünyasına yakındı. Onun en son kiminle olduğunu bilen yoktu. Ali Rıza İdrisoğlu ise, arkadaşımla görüşeceğim diyerek evden çıkmıştı. Arkadaşının kim olduğunu bilen yoktu. Ve diğer ikisinden çok farklı bir sosyal sınıfa mensuptu. Belli ki, üçünün yaşarken tek bir ortak noktası yoktu. Aralarındaki tek bağ, öldürülme şekilleriydi. Adli Tıp Kurumu Uzmanları daha fazla bilgiye ulaşmak için cesetler üzerinde alkol ve uyuşturucu incelemesi yapmaya karar verdi: Gökhan Batuk (Adli Tıp Kurumu Uzmanı):“Gelen İlk Ceset Ömer Şeker’di. Onun kanında yüzde 95 oranında alkol tespit ettik. Turgut erkan’da da yüzde 68 oranında etil alkol bulundu. Ali Rıza İdrisoğlu’nda ise alkol bulamadık. Ancak onda da yüzde 563 oranında uyutucu bir madde vardı.” Adli tıp kurumu’nun bu bulgusu önemliydi. Demek ki, üçü de ölümlerinden kısa bir süre önce alkol almışlardı. Ya da son içkilerini katilleriyle içmişlerdi. Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatr):.”Bildiğimiz bir şey var ki, kurbanları alkollü. Alkol veriyor kurbanlarına arkalarından dolanıyor onların müdahale edemeyeceği şekilde yani kurbanlarından da korkuyor büyük bir ihtimalle.” Artık adli tıp kurumu uzmanları da, polis de karşılarında bir seri katil olduğundan emindi. Geriye katilin bıraktığı ipuçlarını izlemek kalmıştı. Ancak işleri hiç de kolay olmayacaktı. İlk olarak cesetlerin konduğu kolilerde parmak izi araması yapıldı. Sonuç olumsuzdu, katil, kolilerde ve koli bantlarında herhangi bir iz bırakmamıştı. Dr. Firuz Koç (Adli Tıp Kurumu Uzmanı): “İlk olasılık kişinin eldiven kullanmış olmasıdır. Dolayısıyla banda parmak izi geçmeyecektir. Ya da parmak izini temizlemiş ya da silmiş olabilir. Ya da üçüncü bir ihtimal parmak izi bandın yapışkanlı yüzeyindedir koliden çıkartılırken kaybolmuştur. Akla gelen olasılıklar bunlar.” İpucu bulunabilecek bir başka şey de kolilerden birinden çıkan yorgan ve havluydu. Adli tıp kurumu, bu iki eşya üzerinde de katilin DNA’sını ele verecek tükürük, kıl ya da salgı aradı. Sonuç yine olumsuzdu. Yalnız eşyalarda değil, cesetler üzerinde yapılan aramada da katilden bir ize rastlanmadı. Belki de o, kendini ele verecek ipuçlarını yok etmeyi iyi biliyordu. Geride ipucu bırakmamayı iyi bilen katil, bir tek şeyi hesaba katmayı unuttu; telefon kayıtlarını. Polis, Ali Rıza İdrisoğlu’nun kaybolduğu gün evden çıkmadan önce biriyle telefonla görüştüğünü biliyordu. Son bir umutla, İdrisoğlu’nun 16 ocak 2001 tarihli telefon kayıtları incelendi. Aranan bulunmuştu.İdrisoğlu, saat 10.50’de Fatih’teki bir evle peş peşe iki kez görüşmüştü. İlk kolinin Fatih’te bulunmasını göz önüne alan polis, evde yaşayanları araştırmaya başladı. Bulgular ilginçti. Telefon, hırsızlıktan sabıkalı birine aitti, sonunda polis, en azından kuşku duyabileceği birini bulduğuna inanıyordu. İdrisoğlu’nun cep telefonu kapanmadan önce evine yönlendirilmişti. Katili ele veren de işte bu cep telefonu oldu. Birkaç gün kapalı tutulan telefon sıkı bir takibe alındı. Görüşmeye ilk açıldığı anda da gönderdiği sinyaller, polise nereye gitmesi gerektiğini gösteriyordu. 23 Ocak 2001 salı Bursa Atatürk Caddesi’nde bulunan bir kafe. Cam kenarında oturan sakallı, minyon tipli ve siyah deri montlu adamın önündeki masa, az önce bitirilmiş yemeğin artıklarıyla dolu. Adam, az önce giden arkadaşının yürüdüğü yöne dalgın dalgın bakıyor. İstanbul cinayet masası polislerinden Komiser Turan Mısır Ve Mehmet Kaya’nın kendisine doğru yaklaştığının farkında değil. Adamın oturduğu masaya iki adım kala polislerden biri sesledi: “Orhan Aksoy! Üç kişiyi öldürmek suçundan gözaltına alınıyorsun. Avukat isteme ve yakınlarına haber verme hakkın var. Gidelim.” Orhan Aksoy: 31 yaşında. İki çocuğu var.Cinayetleri polise ayrıntılarıyla anlatacak. Cinayet masası ekipleri: Aksoy’un daha önce haberdar olmadıkları iki cinayet daha işlediğini öğrenecekler. İstanbul halkı: Kolici adıyla anılacak olan bir seri katili, dehşetle izleyecekler... Kurbanlar: Ortaya çıkan deliller, hepsinin ortak bir noktası olduğunu gösterecek... 24 Ocak 2001 Orhan Aksoy, tutuklandığında üzerinde kurbanlarına ait eşyalar bulundu.Ömer şeker’in cep telefonu, Ali Rıza İdrisoğlu’nun Boğaziçi Üniversitesi amblemli yüzüğü ve Osmanlı Tuğrası işlemeli gümüş bir kolye. İstanbul cinayet masası polisleri aynı günün akşamı Orhan Aksoy’u sorguya aldığında onun yalnızca üç cinayet işlediğini zannediyordu.Sorgunun ilerleyen saatlerindeyse işlediği diğer cinayetler ve kurbanlarını öldürme nedeni ortaya çıkacaktı. Komiser Turan Mısır (Cinayet Masası Polisi): “Orhan Aksoy’un yapmış olduğumuz sorgulamasında daha önce İstanbul’da ikamet ettiğini araştırdık. Neticede Fatih’te bekar evinde oturduğunu tespit ettik. O bölgede yaptığımız çalışmalarda Mehmedi Yeşilyayla’yla oturduğunu tespit ettik. Yapmış olduğumuz çalışmalar sonunda Mehmedi Yeşilyayla’nın, ortadan kaybolduğunu tespit ettik.” Aksoy’un ilk kurbanı, 35 yaşındaki ev arkadaşı Mehmedi Yeşilyayla olmuştu. Komiser Turan Mısır (Cinayet Masası Polisi):“Son üç olaydaki yöntemden şahsın başka cinayet işleyebileceğini düşündüğümüzden Mehmedi Yeşilyayla’nın ortadan kaybolmasını öğrendikten sonra onunda öldürülmüş olabileceğini yönünde sorgulama yaptık ve şahıs Mehmedi öldürdüğünü kabul etti.” Orhan Aksoy’un ifadesi: “Evimin bir odasını ona kiraya verdim. Muşlu’ydu. İstanbul’da kimsesi yoktu. Kan davası olduğu için sık sık ev değiştiriyordu. Akşamları sohbet ederken üç kişiyi öldürüp 10 yıl cezaevinde yattığını anlatırdı. Cezaevlerini bildiğim için soru soruyor ama çelişkili cevaplar alıyordum. Bazı konularda benimle inatlaşıyordu. Bunun kanının bitlendiğine karar verdim. Şener Şen’in, turşucu filmindeki adam gibi iki yüzlünün tekiydi. Bir gün odanın kapısını kilitlemeyi unutmuştum. Sabah uyandığımda cep telefonum yoktu. Onun çaldığını anladım. Akşam eve geldiğinde kirayı ödemek için 30 milyon lira getirdi. Oysa sabah parası yoktu. Olayı muhakeme ettim ve onu infaz etmeye karar verdim.” Ev arkadaşının hırsız olduğundan emin olan Aksoy, ertesi akşam planını uygulamaya koydu. Plana göre, Mehmedi’ye beraber içki içmeyi teklif edecek, çabuk sızması için de içkisine ilaç karıştıracaktı, öyle de yaptı. Orhan Aksoy’un ifadesi: “Uyuduğuna emin olduktan sonra çekmecede sakladığım çamaşır ipini aldım. Arkasından dolanıp boğazına sardım. Bu sırada uyandı. İpin her iki ucunu ters istikamete çekerek beş dakika kadar sıktım. Bıraktığımda nefes almıyordu.” Komiser Turan Mısır (Cinayet Masası Polisi): “Orhan Aksoy Mehmedi Yeşilyayla’yı öldürdükten sonra şahsı aynı yöntemlerle öldürüp koliledikten sonra bir pazar arabası yardımıyla radar mevkiine getirerek ve şahsı buradaki mezarlığa gömdüğünü anladık sorgulama neticesinde.” Aksoy’un ifadesi doğrultusunda cesedi bıraktığını söylediği Yenibosna Radar Mevkii’ne gidildi. Anlattıkları doğruydu. 9 Kasım 2000 günü bu alanda bir erkek cesedi bulunmuş fakat çürüme nedeniyle kimliği belirlenemediği için kimsesizler mezarlığına gömülmüştü. Olay da faili meçhul bir cinayet olarak kalmıştı. Orhan Aksoy’un sorgusu devam ediyordu, bir yandan da polis, İstanbul’da koli içinde bulunan faili meçhul cesetleri araştırıyordu. Aranan Kemerburgaz’da bulundu. Komiser Turan Mısır (Cinayet Masası Polisi): “Orhan Aksoy’u yakaladığımız dönemlerde Kemerburgaz Jandarma mevkiinde aynı yöntemlerle öldürülmüş bir ceset olduğunu tespit ettik. O cesetle ilgili çalışmalarda kimliğini Hakan Kaya’yı tespit ettik. Bu kimdir diye yapmış olduğumuz çalışmada ise, Orhan Aksoy’un yakın arkadaşı olduğunu çevreden yaptığımız araştırma sonucunda öğrendik.” Orhan Aksoy’un ikinci kurbanı 25 yaşındaki Hakan Kaya’ydı. Kaya’yı öldürmeye ev arkadaşını öldürdükten 20 gün sonra karar vermişti. Nedeni ise, yine hırsızlıktı. Komiser Turan Mısır (Cinayet Masası Polisi): “Orhan Aksoy’un kardeşiyle Hakan Kaya’nın çok yakın arkadaş olduğunu ve o tarihlerde evlerinde bir hırsızlık olayının meydana geldiğini bunun sorumlusunun Hakan Kaya olduğunu öğrendik.” Orhan Aksoy’un ifadesi: “Hakan’la birlikte içki içtik. Bir süre sonra sızdı. Anemi hastası olduğu için bir iki duble içince sızardı. Ağzı açık kalmıştı. Tam zamanıydı. Arkasına dolanıp mavi renkli naylon ipi boğazına dolayıp düğüm attım. Beş dakika kadar sıktım. Sonra bıraktım. Bir an canlanır gibi oldu. O an öldürmekten vazgeçtim. Ama ipi tekrar sıktım. Soyup eşyalarını çöpe attım. Cesediniyse iki gün evde sakladım. Sonra da cesedi Hasdal’a götürüp yol kenarına bıraktım” Doç. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatr): “Yapacağımız varsayımlardan bir tanesi şu. Kurbanını öldürüyor veya tam öldürme aşamasına getiriyor. Mutlak hakimiyet duygusunu yaşıyor ve sonra öldürmekten vazgeçiyor. Çünkü aradığı şey öldürmekten ziyade mutlak hakimiyet duygusu. Ancak kurban tekrar uyanmaya başladıktan sonra korkuya kapılıyor ve öldürüyor. Bunu diğer cinayetlerde de görüyoruz. Şu an da elimizde olan verileri değerlendirdiğimizde bu kişinin çocukluğunda çok ağır travmaya maruz kaldığını görüyoruz.” Aksoy’un söylediği gibi aylar önce Kemerburgaz Hasdal çöplüğü’nde bir erkek cesedi bulunmuştu... Ama o tarihte katili ele verecek herhangi bir ipucu bulunamadığı için tıpkı Mehmedi Yeşilyayla gibi faili meçhul cinayet olarak polis kayıtlarına geçmişti.... Oysa, Hakan Kaya’nın Eşi Gülbahar Kaya, aylar önce kocasının kaybolduğunu ve son gece Orhan Aksoy’la birlikte olduğunu polise defalarca bildirmişti. Ama sonuç alamamıştı. Aksoy’un cinayetlerindeki bütün ipuçları birbirini tamamlıyordu. Şimdi sırada cinayetlerin işlendiği Fatih’teki evin aranması vardı. Komiser Hasan Zeki Ulusan (Olay Yeri İnceleme Uzmanı): “Şüpheli şahsın evinde yaptığımız incelemede yatak odasında her iki kolinin de içinde çıkan hemen hemen aynı desende olan çarşaf parçalarını aldım. Soba içersinde yaptığımı incelemede kemer tokası olduğunu tahmin ettiğim kararmış vaziyette altı adet metal parçası buldum. Evde yaptığım parmak izi incelemesinde iki ayrı yerden parmak izi tespit ettim. Aynı şekilde televizyonun yanında 18 adet şiddet içeren CD’ler gördüm, bu CD’leri de parmak izi incelemesi için olay yerinden aldım.” Komiser Turan Mısır (Cinayet Masası Polisi):“Kalmış Olduğu Evde Orhan Aksoy’un çok titiz olduğunu ve elektronik aletlerle evinde bir düzenek kurduğunu boş zamanlarında da bu yönde hobileri olduğunu tespit ettik.” Cinayetlerin işlendiği evde yapılan aramada 11 delil alındı. Bunların arasında silikon tabancası da vardı. İncelenen ilk delil beyaz bir havlu ve metal parçalarıydı. Bunlarda kan izi bulunamadı. İkincisi bir şırıngaydı. Ama içindeki sıvının kan olmadığı anlaşıldı. Üçüncüsü yeşil bez parçaları ve bir sehpa örtüsüydü. Onlarda kan vardı. Ama yıkandığı için inceleme yapılamadı. Dördüncüsüyse sobadan ve küllükten alınan sigara izmaritleriydi. DNA İncelemesi yapıldı ancak sonuç sigaraların Orhan Aksoy tarafından içildiğini gösterdi. Sonuçta, kurbanların Orhan Aksoy’un evine gittiği ispatlanamadı. Şahin Yılmaz (İstanbul Asayiş Şube Müdürü) “Kurbanla katili arasında herhangi bir illiyet bağı akrabalık vesaire bir kızgınlıktan dolayı yakın çevresinden öldürülmüş dışındaki planlı cinayetler çok daha zordur. Bir illiyet bağı kuramazsınız yani yapanla öldürenle ölen arasında bir bağ kuramadığınız sürece olayı çözmek zordur ama bizimde buna karşı geliştirdiğimiz teknikler soruşturma teknikleri vardır.” Aksoy’un sorgusu altı gün sürdü. Bu altı gün içinde Aksoy, Polislere Ömer Şeker’i, Turgut Erkan’ı ve Ali Rıza İdrisoğlu’nu neden öldürdüğünü anlattı.Ona göre bu üçü de tıpkı Mehmedi Yeşilyayla ve Hakan Kaya gibi, hırsız ve ikiyüzlüydü. Onlara da ilk iki kurbanı gibi içine ilaç kattığı içki içirmiş, ardından da aynı iple boğarak öldürmüştü. Beş kurbanını da öldürdükten sonra soymuş, çırılçıplak banyoya taşımış ve yıkamıştı. Orada onları günlerce tutmuştu. Bunun amacı da hem delilleri yok etmek hem de cesetlerin tanınmaması için bir an evvel çürümesini sağlamaktı. Sorgusu tamamlandığında Orhan Aksoy beş kurbanı için şunları söylüyordu. Orhan Aksoy’un ifadesi: “Üzerlerindeki eşyaları almak için öldürmüş değilim. Bu cinayetleri işlerken rahatsız olduğumu söyleyemem. Buna doktorlar karar verir. Ama rahatsız olduğumdan şüphe ediyorum. Ben sosyal demokratım. Allah’a inancım vardır. İşlediğim cinayetler içinde Ömer Şeker’i öldürdüğüme pişman değilim. Diğerlerini öldürdüğüm için pişmanlık duymaktayım” Aksoy’un Ömer Şeker’le ilgili pişmanlık duymamasının nedeniyse öldürülmeden bir yıl önce Romen asıllı kadınlara küfür etmesiydi. Aksoy da Romen asıllı bir kadınla evliydi. Doç. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatr): “Yapılan istatistiklere göre seksüel sadistlik eylemi ikinin üzerindeyse tedavi olma ihtimali neredeyse yüzde sıfır.” Peki Orhan Aksoy bu beş cinayeti neden işlemişti? Daha da önemlisi hırsızlarla alıp veremediği neydi? 1971 Samsun Bafra doğumlu Orhan Aksoy, sekiz çocuklu bir ailede büyüdü. Bir yaşındayken ailesi, Bursa’ya göç etti. Babası inşaat işçisiydi ve on boğazı zar zor geçindiriyordu. Belki de bu nedenle çok sinirliydi. Her fırsatta bütün çocuklarını ama özellikle de Orhan’ı dövüyordu. Hem öyle dövüyordu ki, her dayaktan sonra toparlanmak zaman alıyordu. Garip bir tesadüf kurbanlarının hepsi babası gibi iriyarı ve kendisinden güçlü kimselerdi. Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatr): “Şiddete maruz kalan kimse şiddete maruz kaldığı anlarda kendini çok güçsüz hissediyor. Muhtemelen Orhan Aksoy da böyle hissediyordu babasıyla olan ilişkisinde. Çocuk olduğu için kendisini daha güçsüz ve çaresiz hissediyordu. Ve babası onun için büyük bir insandı. Muhtemelen babasına karşı agresyonlarını bu kişilere yansıtıyordu. Çünkü bu kişiler iriyarı ve kendisine şiddet gösterebilecek insanlar. O agresyonlarını babasına duyduğu şiddet duygusunu kurbanlarına yansıtıyordu. Tabii bu çok ağır pisikiyatrik bir bozukluk.” Aksoy, dayağa ve şiddete dayanamayıp evden kaçtığında 15 yaşındaydı. Ve o yaşta sabıkasının bir gün cinayetlerine mazeret olacağını bilemezdi... İstanbul’a ilk geldiğinde işler başta iyi gitti. Ama geçinmekte zorlanıyordu. İlk suçunu işleme nedeni buydu. Arkadaşlarıyla birlikte Beyazıt’taki dükkanlardan giysi çalıp satarken yakalandı. İlk kez tutuklandığında yüreğinde babasının korkusu vardı. Hırsızlık yaptığının duyulması sonu olurdu. Bu nedenle ismini gizlemeye karar verdi. Polise 15 yaşında ifade verirken o artık Gökhan Mutlu’ydu. Ancak baba korkusu ona pahalıya mal olacak, arkadaşları bir ay sonra hapisten çıkarken o, nüfus kaydı bulunamadığı için aylarca hapiste kalacaktı. Orhan Aksoy, aynı tavrı yıllar sonra bu kez seri katil olmakla suçlandığı sırada yapacak ve kendi ifadesine göre olay büyümesin ve babam duymasın endişesiyle avukat istemeyecekti. Aksoy, 19 yaşına kadar hırsızlık ve dolandırıcılık suçuyla defalarca hapse girip çıkmıştı. Artık tanıdık çevrede iş bulamazdı. Romanya’ya gitmeye karar verdi. Burada da evlendi. Daha sonra mine adını alan eşinden biri kız iki çocuk sahibi oldu. Artık hayatında yıllarca sürecek tertemiz bir sayfa açmıştı. Ama olmadı. 17 Ağustos Gölcük Depremi Aksoy ailesinin bütün hesaplarını alt üst etti. Deprem, Orhan Aksoy için milattı. Deprem yüzünden önce ruh sağlığını sonra işleri bozuldu. O da çareyi ailesini Romanya’ya yani eşinin babasının yanına göndermekte buldu. Komiser Turan Mısır (Cinayet Masası Polisi): “Orhan Aksoy’un kalmış evde yapmış olduğumuz araştırmada evinde özelliği olan ve deprem faresi olarak bilinen farelerden yetiştirdiğini ve bunlara baktığını gördük. Bu konuyla ilgili çalışmalarda kendisinin depremden korktuğunu ve farelerin deprem uyarıcısı olduğu için beslediğini söyledi.” Doç. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatr): “Bu travmalar neticesinde zaten dengelerini çok zor koruyan kimseler bazen küçük etkenlerle büyük çöküntülere giderler. Psikiyatrik bozukluk ortaya çıkabilir. Tetikleyen faktörler vardır. Bu tetikleyen faktörlerden biri bu olabilir. Deprem sonrasında sosyal ortamında aile yapısında önemli bir kötüleşme olmuş. Maddi imkanları olmadığı için eşini tekrar Romanya’ya göndermiş böylece yalnızlık duygusu korkuları ve endişeleriyle baş başa kalmış ve onlarla baş etmekte çok zorlanmış. Onlarla baş etmesi imkansız hale gelmiş.” Aksoy’un amacı masrafları azaltıp para biriktirmek ve ailesini tekrar İstanbul’a getirmekti. Ama bu da olmadı. İşleri bozuldukça bozuldu. Ailesinden ayrı ve yalnız geçirdiği upuzun 1999 kışı, Aksoy için seri cinayetle son bulacak bir yolun başlangıcı oldu. 16 Mart 2001 İstanbul 5. Ağır ceza mahkemesi’nde yargılama başladığında Aksoy önceleri suskundu. Kendisine yöneltilen suçlamaları “Yapmış ta olabilirim yapmamışta hatırlamıyorum” diyerek savuşturdu. Mahkeme heyetinden istediği tek şey bir avukattı. İkinci duruşmada ise, Aksoy’un tavır değiştirerek hakkındaki bütün cinayet suçlamalarını reddetti. Mahkeme heyetine 24 Nisan 2001’de mektup yazarak cinayetleri işlemediğini yalnızca üstlendiğini anlattı. Bunun nedeniniyse ona göre şöyleydi: Orhan Aksoy’un İfadesi: “Tv ekranlarından zevk ve heyecanla izlediğim spesiyal filmlerin sihirli büyüsü ve gizemli etkisi altında kendimi ezik ve eksik hissediyordum. Daha önceleri gazete ilanlarında gördüğüm figüran aranıyor ilanlarına başvurdum ama sonuç alamadım. Dolaylı bir şekilde adımın karıştığı bu olaylar davasında baskılar beni yıldırmıştı. Medyanın da ilgisini görerek medyanın sihirli medyatik akımına kapıldım. Bana bir fırsat çıkmış olabileceğini düşündüm.” Orhan Aksoy, cinayetleri işlediğini reddetmekle kalmıyor, akıl sağlığının yerinde olmadığını da savunuyordu. Buna karar verecek olanlarsa, Adli Tıp kurumu uzmanlarıydı. Dr. Şafak Taktak (Adli Tıp Kurumu Uzmanı): “Kişi herhangi bir suç işlediği zaman bu suçu işlediği sırada şuurunu hareket ve irade-i serbestisinin tam olarak yerinde olup olmadığına bakarak biz cezai ehliyeti olup olmadığına karar veriyoruz. Burada özellikle mental sağlık ve olgunlaşmanın derecesine bakıyoruz.” Aksoy’da bu süreçten geçti. Adli tıp kurumu’nda tam altı hafta müşahede altında tutuldu. Dr. Şafak Taktak (Adli Tıp Kurumu Uzmanı):“Orhan Aksoy geldiğinde üç hafta gözlem altına aldık. Bunu yaparken doktor, hemşire ve personel ritminde yaptık. 24 saat gözlem altında tuttuk. Bu süre içinde yemesi içmesi uyuması diğer arkadaşlarıyla olan davranışlarında herhangi bir patalojiye rastlanılmadı. Yalnız cinayetle ilgili soru sorulduğunda savunucu bir tutum takındı ve onları inkar ettiğini gözlemledik. Bazen sinirli bir tavırla konuştuğu gözlemleniyordu. Bu süre içinde şahsa psikometrik inceleme yapıldı. Giyim kuşamına özen gösteriyor mu şeklinde notlar alındı. Burada da çok belirgin bir patalojiye bir emare rastlanmadı. Hatta süreyi 3 hafta daha uzattık. Pek bir şey değişmedi. Hatta uyumlu bir tavır takınıyordu.” Altı haftalık süre tamamlandığında Adli Tıp kurumu uzmanlarını kararlarını vermişti: Dr. Şafak Taktak (Adli Tıp Kurumu Uzmanı):“Orhan Aksoy bir akıl hastalığı olduğuna ikna etmeye çalıştı bizleri. Bunu da cinayetlerle ilgili sorular sorulduğu zaman nasıl işledin niye yaptın gibi sorular sorulduğunda savunmaya geçerek öfkeli yani patlayıcı tarzda konuşarak akıl hastalığı izlenimi verdirmeye çalıştı. Bazen geceleri uyuyamadığını söyledi ve ilaç istedi. Tedavi ekibiyle uyum içinde olmaya çalıştı. Burada bir ikilem var aslında. Bu altı haftalık gözlemlerimiz sonunda cezai ehliyeti etkileyecek ağır bir zeka geriliği şizofreni, hezeyanda bozukluk gibi gerçeği değerlendirmede psikotik bozukluk duygulanım bozuklukları ağır organik bir beyin sendromu gibi nöro psikiyatrik bir sendromuyla karşılaşmadığımız için cezai ehliyetini tam olarak verdik.” Orhan Aksoy halen Kartal Cezaevi’nde yatıyor. Ancak o, bu cinayetleri işlemediğini söylüyor. Avukatı ise, savunmasını Aksoy’un akıl sağlığının yerinde olmaması üzerine kuruyor. Kararı, 5. Ağır ceza mahkemesi heyeti verecek ama karısı ve kardeşlerine göre o suçsuz. Onlara göre bir tek suçlu var, o da babaları. Orhan Aksoy: savcı, beş kişiyi öldürdüğü iddiasıyla idamını istiyor. Mine Aksoy: Romanya’ya babasının yanına döndü. İki çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Kardeşleri: babalarıyla uzun yıllardır küsler. Tek nedeni Orhan Aksoy gibi dayakla büyümeleri. ################################################################################################ Çivici Katil (SÜLEYMAN AKTAŞ) ![]() "Hastaneden çıkınca tekrar çivileyeceğim" "Bana cinayetler için emirleri Turgut Özal verdi" "Çivi görünce dayanamıyordum, insanların kafalarına çakmak istiyordum hep" Denizli Türkiye Elektrik Kurumu Müessese Müdürlüğünde hat işçiliği yaparken 31.500 volt elektrik akımına kapılıp ağır yaralanan Aktaş, bu olaydan sonra 1986 yılında Antalya'da Nuri Keskin adındaki Başkomiseri öldürdü ve tutuklandı. Mahkeme akli dengesinin yerinde olmadığına karar verdi ve Süleyman Aktaş'ı, Manisa ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gönderdi. Burada 4,5 sene tedavi gören Aktaş, taburcu olduktan sonra Denizli'nin Bozkurt ilçesindeki Çambaşı köyüne döndü. Fakat o döndüğünde Çambaşı köyünü hiç unutamayacakları bir felaket bekliyordu. Köye döndükten 3 yıl sonra yani 1994'te 4 komşusunu boğarak öldürmüştü. Ona Çivici katil denmesinin nedeni ise öldürdüğü kurbanlarının kafalarının çeşitli yerlerine ve gözlerine çiviler çakmasıydı. Polisler onu sorguya çektiklerinde neden çivi çaktığını sormuşlar ve "çivi görünce dayanamıyordum, insanların kafalarına çakmak istiyordum hep" cevabını aldılar. Hatta bir keresinde "bana cinayetleri işlemem için Turgut Özal emir verdi" demiştir. Yakalandıktan sonra evinin alt katında yapılan aramalarda uçları özenle sivriltilmiş çiviler ve "kısa zamanda öldürülecekler" in yazıldığı bir liste bulmuşlardır. Süleyman Aktaş halen Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde, tehlikeli Şizofrenlerin bulunduğu E Koğuşunda kalmaktadır. ÇİVİCİ KATİL NASIL YAKALANDI? 30.01.2003 Zaman NTV’de yayınlanan “İpucu”, cinayetleri, işlenmiş suçları ve suçluları gün ışığına çıkarıyor. Saat 22.05’te yayınlanan programda bilim ve teknolojinin yardımıyla çözülmüş Adli Tıp ve polis dosyaları ekrana getiriliyor. İpucu, çivici lakaplı Süleyman Aktaş dosyasını açıyor. Elektrik teknisyeniydi. Bir gün 30 bin voltluk elektrik akımına kapıldı. Ağır yaralandı. Bu olaydan bir yıl sonra cinayet işledi. 4,5 yıl akıl hastanesinde yattı. Çıktıktan sonra seri cinayet işlemeye başladı. Kurbanları kendi köyünden yaşlılardı. Kafalarına ve gözlerine inşaat çivileri çakarak öldürdü. Savcı, onu yakalamak için elindeki tek ipucunu değerlendirdi. Televizyon Servisi Köyünün kâbusu Süleyman Aktaş... 1986 yılında Antalya'da Nuri Keskin adlı bir komiseri tabancayla öldürdü, akli dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle 4.5 yıl tedavi gördü. Taburcu olarak Denizli'nin Bozkurt ilçesinde bağlı Çambaşı Köyü'ne dönen Aktaş, 1994 yılı içerisinde boğarak öldürdüğü Ayşe (65) ve İsmail Güneş (66), Rukiye (77) ve Ramazan Kocatepe ( 78 ) adlı yaşlı çiftlerle, Yıldırım Kılıç'ın gözlerine ve kafalarına çivi çakmıştı. Köyün nüfusu azaldı Köyünde öldüreceği kişilerin liste-sini hazırladığını açıklayan Aktaş'ın, bir keresinde bir günlüğüne de olsa kaldığı hastanenin demirlerini kese-rek kaçmayı başarması "Buraya gelecek" korkusuyla Çambaşı Köyü'nün bin 500 olan nüfusunu 680'e düşürmüştü. Çambaşı ahalisi yıllar boyunca Süleyman Aktaş'ın bugün yarın taburcu edileceği haberleriyle yüreği ağzında yaşadı. Ta ki Başhekim Psikiyatrist Dr. Levent Ermete geçen aralık ayında 'Çivici'nin yaşamının sonuna kadar hastanede tutulacağını açıklayana kadar... İçimizdeki canavar Manisa Ruh Sağlığı ve Ruh Hastalıkları Hastanesi'nde medyanın deyimiyle 'Çivici katil' ve 'İzmir canavarı' aynı koğuşta kalıyorlarmış. İki çocuğa tecavüz edip öldürdükten sonra, buraya tedavi görmesi için yatırılan 'İzmir canavarı' öldürülmek korkusu içinde koğuşunun değiştirilmesini istiyor. Ve aktarıldığı koğuşta başka iki ruh hastası tarafından boğazından, karnından bıçaklanarak öldürülüyor. Bıçaklar 'hastanenin' mutfağından alınmış. Cezaevi olsa alıştık. Anlaşılır bir durum. Orada her mahkûm, her istediğini yapabiliyor. Silahlar, şişler, bıçaklar kol geziyor ortalarda. Ama burası bir tedavi merkezi. Olayın basına yansıması da bir başka alem. "Beni öldürecekler diye koğuşunu değiştiren bir deliyi iki deli mutfaktan aldıkları bıçakla öldürdü." Gazetenin manşeti bu. Meslek etiği açısından baktığınız zaman ruh hastalarına 'deli' demek, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi'ne 'tımarhane' demekten farksız...Radikal20.03.2003 'Çiviciden Bush'a mesaj Yeni yıl nedeniyle Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi'nde eğlence programı düzenlendi. Hastanede uzun yıllardır tedavi gören 'Çivici Katil' Süleyman Aktaş da eğlenceye katıldı. ABD Başkanı Bush'a mesaj gönderen Çivici, 'Bush kendi işine baksın, hükümetimiz de ülkeye sahip çıksın' dedi. 02.01.2003 Akşam Gzt ################################################################################################ Mobilyacı Katili (SEYİT AHMET DEMİRCİ) ![]() 32 yaşında. Mayıs-Temmuz 1998 tarihleri arasında İstanbul'da üç mobilyacıyı dükkanlarının bodrum katında kafalarına kurşun sıkarak öldürdü. Fatsa'da küçük bir çocukken arkadaşıyla birlikte yaşlı bir mobilyacının tecavüzüne uğramıştı. Yakalanmasaydı cinayetlerini tecavüze uğradığı yaşa (11) tamamlayacaktı. Üç kez idama mahkum oldu. Adı: Seyit Ahmet Demirci, yaşı: 32, cinayet sayısı: 3 Sanık, dört çocuklu bir ailenin en büyük oğluydu. Babası fırıncıydı. Ortaokulu İmam Hatip'te, liseyi de ticaret lisesinde okumuştu. Üniversiteyi kazanmış ama gitmemişti. Cinayetlerden kısa bir süre öncesine kadar hayatını taksi şoförlüğü yaparak kazanıyordu. Herkes tarafından sakin kişiliğiyle tanınıyordu. Çocukluğu Fatsa'da geçti. En yakın arkadaşı Habil'di. Küçük bir mobilyacı dükkanının bodrum katında ikisi birden saldırıya uğradı. Seyit Ahmet son kaçmayı başardı. Ancak yaşlı mobilyacının arkadaşı Habil'e tecavüz edilişini izledi. İki arkadaş bu olayı sonsuzluğa gömdüler. Ta ki üniversitede okuyan Habil'in intihar ettiği haberi gelene kadar. Habil'in neden intihar ettiğini yalnızca Seyit Ahmet biliyordu. 5 Mayıs 1998. Hava kararırken Seyit Ahmet, Esenler Turgut Reis Mahallesi Karaosmanoğlu Caddesi 435. Sokak'ta amaçsız yürümekte. Sokağın sağındaki mobilyacı dükkanını fark etti. Vakit, Habil'le yaşadığı o korkunç saldırı saatine yakın. İçeri girdi. Dükkan sahibi Ali Osman Beldek müşteriye yaklaştı. Sonra da o uğursuz laf ağzından dökülüverdi: ‘‘Bodrum katında başka modellerimiz de var.’’ Seyit Ahmet için karanlık kapı açılmıştı. Bodrum kata indiler. Tek el silah atışı, Ali Osman Beldek'in hayatını sadece mobilyacı olduğu için o gün dükkanının bodrum katında sona erdirdi. Tam bir ay sonra 4 Haziran'da mobilyacı Mehmet Kayatuzu ve 6 Haziran'da da Celal Pınargöz de aynı kaderi paylaştı. İstanbul'da yıllar önce üç mobilyacı öldürüldü. Üçü de birbirini tanımıyordu, düşmanları yoktu. Tek ortak yönleri öldürülme şekilleri oldu. Katil geride ne parmak izi, ne silah bırakmıştı. Son cinayetten üç gün sonra... Polis, bir yandan üç mobilyacının öldürülmesiyle ilgili sorgulamalara devam ederken, diğer yandan da ilk kurbandan alınan cep telefonunu takip ediyordu. Bu yöndeki umutlar tükenmek üzereydi ki, telefon kullanıma açıldı. Adres, Ordu'nun Fatsa ilçesini gösteriyordu. Telefon Necati Efe adında birinin üzerindeydi. Ancak Efe şaşkındı. Söylediğine göre telefonu alalı henüz bir gün olmuştu. Kendisine telefonu satan kişiyse 28 yaşındaki hemşerisi Seyit Ahmet Demirci'ydi. Seyit Ahmet Demirci, aynı günün akşamı Esenler'deki evinde yakalandı. Polis, evinin kapısına geldiğinde sakindi. Üç cinayette kullandığı silahı zorluk çıkarmadan polise teslim etti. Bu silahla, olay yerinde bulunan boş kovanlar, karşılaştırma için İstanbul Kriminal Laboratuarı’na gönderildi. Sonuç olumluydu. Rapora göre her iki kovan da Demirci'ye ait silahtan atılmıştı. Seyit Ahmet dört ay sonra yakalandı. Yakalanmasaydı, öldüreceği mobilyacı sayısını, tecavüze uğradığı yaşa (11) tamamlamayı planlıyordu. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'nce üç kez idama mahkum edildi. BUGÜN Seyit Ahmet Demirci, üç cinayetten, üç ayrı idam cezasına çarptırıldı. Bu cezalar müebbet hapse çevrildi. Seyit Ahmet'in gerçekten Habil adında bir çocukluk arkadaşı vardı. Motor tutkunu olarak tanındıkları Fatsa'daki gençlik günlerinde Habil en yakın arkadaşlarından biriydi. Ancak Demirci'nin adı Habil olan bir arkadaşı daha vardı. Dicle Üniversitesi'nde okudu ve coğrafya öğretmeni oldu. Diyarbakır'a öğretmen olarak atandığı ikinci yıl da intihar etti. Çocukluklarının geçtiği semtte adını verdiği gibi bir mobilyacı gerçekten de yaşadı. Ailesi, eşi ve Fatsa'da onu tanıyanlar, onun bu cinayetleri işlediğine hala inanmıyor. Böyle ceza olur mu? Üç marangozu öldüren seri katil, iyi hal, af, infaz yasası derken sadece 6 yıl yattı ve tahliye oldu İstanbul'da, 3 mobilyacıyı peşi sıra öldürdükten sonra adı "marangoz sapığı"na çıkan Seyit Ahmet Demirci dün tahliye oldu. Planlayarak cinayet işlediği gerekçesiyle 3 kez idam talebiyle yargılanan Demirci, iyi hal indirimi ve af sayesinde serbest kaldı. Peki "marangoz sapığı"nı hürriyetine kavuşturan süreç nasıl gelişti?.. Yıl 1998... 5 Mayıs'ta Esenler'de Ali Osman Beldek, 4 Haziran'da Bağcılar'daki Gül Mobilya'nın sahibi Mehmet Kayatuzu, 6 Haziran'da yine Esenler'deki Pınar Mobilya'nın sahibi Celal Pınargöz ensesinden tek kurşunla vurularak öldürüldü. Soruşturma sonunda katilin Seyit Ahmet Demirci olduğu anlaşıldı. Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Demirci, planlı cinayetten 3 kez idam istemiyle yargılanmaya başladı. Önce idam sonra müebbet ve tahliye! Duruşmalarda efendi görünümüyle hakimin dikkatini çeken sanık, AB'ye Uyum Yasaları çerçevesinde idam cezası kaldırıldığı için ağırlaştırılmış Müebbet Hapse mahkum edildi. Öldürdüğü mobilyacıların para ve cep telefonlarını aldığı için hırsızlık suçundan da 11 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Sanığa hırsızlıktan değil gasptan ceza verilmesini isteyen Yargıtay’ın kararı bozmasıyla Demirci, önceki gün, son kez hakim karşısındaydı... Mahkeme, Yargıtay'ın isteği doğrultusunda hırsızlık suçunu gaspa çevirerek sanığı mobilyacıları gasp etmekten toplam 29 yıl hapse mahkum etti. Ancak, Yargıtay'ın bozma kararına rağmen TCK'nın 326. maddesi gereği bu hakları kazanmış olduğu için yeni heyetin verdiği gasp kararı geçerliliğini kaybetti. İyi hal indiriminden yararlandırılan Demirci'nin cezası 20 yıla indi. Yine 647 sayılı kanun gereği yattığı her aydan 6 gün düşünce ceza 16 yıl 2 gün oldu. Son olarak Af Yasası'ndan yararlanan sanık 6 yıl hapse mahkum oldu. Ancak hapiste yattığı süre bu cezayı karşıladığı için Demirci özgürlüğüne kavuştu. Ayrıca bazen seri katilleri ünlü felsefi düşünürlermiş gibi görürüm sebebide tarihe geçen sözleridir. Bunlara 1-2 örnek vermek gerekirse ßana Göre ßir Ceset, CanLı ßir ßedenin Taşıyamayacağı ßir GüzeLLik Ve SaygınLık Taşır. ( John Christie ) "En ßüyük Zevkim İse KızLarı ßirßirine Düşürüp 'Önce Arkadaşımı ÖLdür' Diye YaLvartmaktı" (Gerard Schaefer) | |||||||||||||||||||||
| SkandaL Was Here !!! Konu SkandaL tarafından (27.10.2008 Saat 18:36 ) yeniden düzenlenmiştir.. | ||||||||||||||||||||||
| | | |||||||||||||||||||||
| Aşağıda adı geçen üyemiz, SkandaL arkadaşımıza bu mesajından ötürü teşekkür ediyor : |
| | #11 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2008 Yaş: 21 Mesajlar: 358
Konular: 33
Ettiği Teşekkür : 1,630 Aldığı Teşekkür : 327
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Sen gerçek katillerden bahsetmişsin. :D Ben sinema dünyasından seçtim site içeriğine uygun olarak.:) Yolsuzlukla Dracula ilişkisini de anlamadım.Çok enteresan insanlar Romanyalılar. :) | ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #12 (bağlantı) | |||||||||||||||||||||
| Teknik Ekip ![]() Üyelik Tarihi: May.2007 Mesajlar: 232
Konular: 100
Ettiği Teşekkür : 132 Aldığı Teşekkür : 127
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim? Alıntı:
Evet bende zaten söz ettim o konudan senin dediğin gerçek katiller değil. Ama ortim de zaten söz etmiş benim için bu konuda o yazar bişeyler diye. İlgi alanımdır seri katiller ve biraz incelediğinde öyle şaşırtacak daha neler çıkıyor ortaya... | |||||||||||||||||||||
| SkandaL Was Here !!! | ||||||||||||||||||||||
| | | |||||||||||||||||||||
| Aşağıda adı geçen üyemiz, SkandaL arkadaşımıza bu mesajından ötürü teşekkür ediyor : |
| | #13 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
| Paylaşımcı Üye ![]() Üyelik Tarihi: Jan.2008 Mesajlar: 445
Konular: 129
Ettiği Teşekkür : 404 Aldığı Teşekkür : 1,615
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
jigsaw diyorum neden derseniz sadece öldürmekle kalmıyor öldürürken düşündürüyor da :P
| ||||||||||||||||||||
|
Bu konuyu beğendiyseniz, diğer paylaşımlarım için tıklayınız | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #14 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Apr.2007 Yaş: 29 Mesajlar: 129
Konular: 7
Ettiği Teşekkür : 42 Aldığı Teşekkür : 75
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Jigsaw.... konulu gerilim filmi oluyor... sonra hannibal......... jason ise çok basit kaçıyor. | ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #16 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2008 Yaş: 21 Mesajlar: 358
Konular: 33
Ettiği Teşekkür : 1,630 Aldığı Teşekkür : 327
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Konuu tekrar gündeme gelince bir bilgi vermek istedim.2009'da çıkacak filmler arasında 13th Friday(13.Cuma) filmi de var.:)
| ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #17 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
| Tasarım Sorumlusu ![]() Üyelik Tarihi: Apr.2007 Yaş: 28 Mesajlar: 858
Konular: 410
Ettiği Teşekkür : 1,023 Aldığı Teşekkür : 2,831
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Dr. Hannibal Lecter
| ||||||||||||||||||||
| Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da Her nefes alışımız bayramdı. Bir umuttu yaşatan insanı. Aldım elime sazımı. | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #18 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
| Sitemizin yegane iftiharı ![]() Üyelik Tarihi: Mar.2008 Mesajlar: 595
Konular: 186
Ettiği Teşekkür : 283 Aldığı Teşekkür : 2,741
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Bence seçeneklerde Mr Brooks ta olmalıydı.
| ||||||||||||||||||||
| | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #19 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Sep.2008 Mesajlar: 115
Konular: 11
Ettiği Teşekkür : 208 Aldığı Teşekkür : 166
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
jigsaw oldurmuyor oyunlar kuruyor yani teorik olarak kendisi seri katil sayilmaz. cunku adam katil degil bence... zaten o da oyle diyor :) dexter harikadir. ayrica mr. brooks da cok iyidir... listeden favorim dr. hannibal'dir. | ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #20 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: May.2008 Mesajlar: 179
Konular: 5
Ettiği Teşekkür : 178 Aldığı Teşekkür : 77
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Freddy Krueger (Elm Sokağı Kabusu) Bizim gibi 80li yıllarda doğmuş kuşağın 1 numaralı tırım tırım tırstığı karakterdir.Zaman, mekan , kişi seçmeksizin kurbanlarının üstünü alacaklı listesi gibi çizen çizerkende büyük keyif duyan ve bunu kahkahalarıyla perçinleyen süper kahramandır... | ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #23 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
| Sizden Gelenler Bölümü ![]() Üyelik Tarihi: Mar.2007 Yaş: 22 Mesajlar: 542
Konular: 54
Ettiği Teşekkür : 884 Aldığı Teşekkür : 748
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Jigsaw teknik olarak katil değil ki!Kendisi seçtiği kişilerden yaşamaları için fedakarlık yapmalarını istiyor,yapamıyorlarsa bir bakıma teknik açıdan kendi kendilerini öldürmüş oluyorlar :)
| ||||||||||||||||||||
| "Every man dies,not every man really lives." -Braveheart- | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #24 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
| sidd ![]() Üyelik Tarihi: Apr.2008 Mesajlar: 143
Konular: 22
Ettiği Teşekkür : 61 Aldığı Teşekkür : 41
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim? Dr. Hannibal Lecter tabii ki bu kadar soğukkanlı ve zeki bir katil olabilir mi? | ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #25 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
| Üyelik Tarihi: Jan.2010 Mesajlar: 1
Konular: 0
Ettiği Teşekkür : 0 Aldığı Teşekkür : 1
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
kesinlikle dexterda olmalıydı...
| ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| Aşağıda adı geçen üyemiz, ogzemrylmz arkadaşımıza bu mesajından ötürü teşekkür ediyor : |
| | #26 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
| Paylaşımcı Üye ![]() Üyelik Tarihi: Feb.2008 Yaş: 27 Mesajlar: 322
Konular: 83
Ettiği Teşekkür : 420 Aldığı Teşekkür : 847
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Ankette neden yok anlamış değilim :) benim favorim "bitirim hüsnü" seri katil olmasada kesinlikle o potansiyele sahip bence özellikle isim ve resimdeki bakışlar tam bir seri katil havasında.Tek geçiyorum ![]() | ||||||||||||||||||||
![]() Çark vursun..Rüzgar söylesin..Beyaz yelkenler çarpsın havaya.. ve ben yine denizlere dönmeliyim,ıssız semaya.. | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #27 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2009 Mesajlar: 47
Konular: 1
Ettiği Teşekkür : 26 Aldığı Teşekkür : 3
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
hitman de yok beş para etmez bir anket, yarıştıracaksanız hepsini yarıştırın | ||||||||||||||||||||
| NE KADAR SOMUN VARSA O KADAR DA CİVATA VARDIR. | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #28 (bağlantı) | |||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Jan.2008 Yaş: 24 Mesajlar: 48
Konular: 38
Ettiği Teşekkür : 36 Aldığı Teşekkür : 129
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim? Alıntı:
Oyum Dr. Hannibal Lecter a katil dediğin hem zeki hem akıllı olacak. Ayrıca onun gençliği olan son filmini izleyenler bilir. İnsan katil doğmaz sonradan katil olur. | |||||||||||||||||||||
| | | |||||||||||||||||||||
| | #29 (bağlantı) | |||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Aug.2009 Mesajlar: 47
Konular: 1
Ettiği Teşekkür : 26 Aldığı Teşekkür : 3
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim? Yok 4 para da edemez. Ettirmezler ![]() Benimkisi nabza göre şerbet vermek. Böyle eksik bir konuya böyle aşırı tepki. Yaklaşımın mahiyeti tartışmaya açık, saygı duyarım ama tepki vermiş olmak tartışılamaz. Saygı duyulmasını beklerim. Katılıyorum. Aksi zaten mümkün değil, zira saftirik bir şahsiyet çok geçmeden hapsi boylayacağından en iyi ihtimalle olsa olsa mahkum olur... ![]() Alıntı:
| |||||||||||||||||||||
| NE KADAR SOMUN VARSA O KADAR DA CİVATA VARDIR. | ||||||||||||||||||||||
| | | |||||||||||||||||||||
| | #30 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
![]() Üyelik Tarihi: Oct.2009 Yaş: 28 Mesajlar: 106
Konular: 1
Ettiği Teşekkür : 131 Aldığı Teşekkür : 19
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim?
Bence listede olması gereken 3 önemli ve manyak katil var: 1.CHARLES MANSON (bu adamın CrimeandInvestigation kanalında hikayesini izlemiştim ve tüylerim diken diken olmuştu kurbanları özellikle ünlülerden seçiyor çok vahşice öldürüyor ve en kötüsü adamın tarikatı ve büyük bir hayran kitlesi var,mahkeme sırasında saçlarını dazlak yapmıştı ve adalet sarayı önünde hayranlarıda onun gibi saçlarını kesip onu desteklemişlerdi. 2.ED GEIN(herkes tanıyor 3.TED BUNDY(gelmiş geçmiş en azılı se.omanyak katili) bunun filmini mutlaka izleyin adını ve yılı hatırlamıorum ama çok uzun zaman önce MovieMax'te izlemiştim.kurbanlarını sapıkça tecavüz edip öldürüyor hemde rastgele | ||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
| | #32 (bağlantı) | ||||||||||||||||||||
Üyelik Tarihi: Mar.2010 Mesajlar: 1
Konular: 0
Ettiği Teşekkür : 0 Aldığı Teşekkür : 0
| Cevap: En Favori Seri Katil Kim? Jigsaw bu işte bir numara | ||||||||||||||||||||
| Tıpkı şairin dediği gibi evlât "Biz ki ustasıyız vatan sevmenin" | |||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||
![]() |
| Etiketler |
| en , favori , katil , kim , seri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |